Translate

28 Aralık 2014 Pazar

Sarık başın ardında

Ayyarlar toplanmış Düzdane şekilde...
Bir garip nümayişteler Düzd adayları...
Şehr-i Kültürde Sarık başın ardında...

25 Aralık 2014 Perşembe

Çocuklarınıza Noel Babayı değil AYAZ ATA'yı Öğretin

Çocuklarınıza Noel Babayı değil AYAZ ATA'yı Öğretin
Ayaz Ata
Özellikle Kazaklarda ve Kırgızlarda “Soğuk Tanrısı” olarak adlandırılan Türk, Orta Asya ve Altay mitolojilerinde yeni yıl ve kışla anılan karakterdir. 
Ayoz Bobo ya da  Ayos Ata olarak söylenişleri de mevcuttur.
Mitolojiye göre soğuklara neden olan Ayaz Ata ay ışığından yaratılmıştır. Ayaz Türkçede yakıcı soğuk anlamına gelir ve özellikle kışın ayın olduğu günlerde kendisini fazlaca hissettirir. 
Buna dayanarak eski Türkler ayaza ay tanrısının ve ay tanrısına bağlı olan Ayaz Han’ın sebep olduğunu düşünmüşlerdir. Hristiyan dünyasındaki Noel Baba figürü kökeni Ayaz Ata'dır. Hatta bazı kaynaklarda Ayaz Ata’dan kışın soğuk havalarda ortaya çıkarak fakir ve düşkünlere yardımcı olan evliya olarak bahsedilmiştir. 
Yapılan araştırmalar Türk kültüründe olan biri olduğunu hatta Ayaz Han ile aynı kişi olduğu söylenmektedir.
Kazaklarda soğuğu karşılamak için Soğumbası adı verilen bir eğlence düzenlenir. Bu eğlence ilk karın düştüğü gün yapılır. Azeri Türklerindeki Şaxta Baba karakterinin birebir çevirisi de yine Soğuk Ata ya da Ayaz Ata’dır.
Türklerde Ayaz Ata
  • Azerilerde Şahta Baba ya da Şaxta Baba
  • Başkurtlarda Ayaz Ata
  • Tatarlarda Qış (Kış) Babay


keskinveysel.blogspot.com.tr
instagram.com/vtkeskin
facebook.com/veyseltahsinkeskin
facebook.com/veysl.keskn
twitter.com/vtkeskin



25 Kasım 2014 Salı

BEYİNSİZ İNSAN OLUR MU?


Beyin kendi iradesi ile kafatasını terk edebiliyor.
Mükemmel ötesi bir yapıya sahip olan insanoğlu beyni umutsuz vakkalar ile karşılaştığında kendi kendini tamamen iradesini kullanarak imha edebiliyor.

Fiziksel bütünü insan kafatası içerisinde bulunan beyin, bireyden umudunu kestiğinde o kapalı kafatası içerisinden çıkıyor ve kafatası içerisini tamamen boş bırakıyor.

Eskiden bunu mankurtlaştırma ile yapabiliyorlardı fakat günümüzde işkencesiz şekilde daha kolay yapılır oldu. Çünkü irade sahibi beyin içinde bulunduğu kütlenin maltolojisine dayanamaz oldu.

Örnek ver diye söylediğinizi duyar gibiyim, uzaklara bakmayın ülkemizde milyonlarca "BEYİNSİZ İNSAN VAR".

Düşünemeyen, duyduğunu algılayamayan ve irade yoksunu sırf fizyolojik beden kütlesi ile aramızda yaşayan milyonlarca insan var.


vtk.

8 Kasım 2014 Cumartesi

Heyder Baba 2

Heyder Baba, dünya yalan dünyadı,
Süleyman’dan, Nuh’dan kalan dünyadı,
Oğul doğan, derde salan dünyadı,
Her kimseye her ne verib alıbdı,
Eflatun’dan bir kuru ad kalıbdı.

Heyder Baba, göyler bütün dumandı,
Günlerimiz birbirinden yamandı,
Birbirizden ayrılmayın, amandı,
Yakşılığı elimizden alıblar,
Yakşı bizi yaman güne salıblar!

Heyder Baba, merd oğullar doğginan,
Nâmerdlerin burunların oğginan,
Gediklerde kurdları dut boğginan,
Koy kuzular ayın şayın otlasın,
koyunların kuyrukların katlasın.

Heyder Baba, senin könlün şad olsun,
Dünya varken ağzın dolu dad olsun,
Senden keçen yakın olsun, yad olsun,
Deyne menim şâir oğlum Şehriyâr,
Bir ömürdür gam üstüne gam çalar.

7 Kasım 2014 Cuma

Hayder Baba


Heyder Baba, ıldırımlar şakanda,
Seller, sular şakkıldayıb akanda,
Kızlar ona saf bağlayıb bakanda,
Selâm olsun şevkatize, elize,
Menim de bir adım gelsin dilize.

Heyder Baba, gün dalıvı dağlasın,
Üzün gülsün, bulakların ağlasın,
Uşaklarun bir deste gül bağlasın,
Yel gelende ver getirsin bu yana,
Belke menim yatmış bahtım oyana.

Heyder Baba, senin üzün ağ olsun,
Dört bir yanın bulak olsun, bağ olsun,
Bizden sora senin başın sağ olsun,
Dünya kazov-kader, ölüm-itimdi,
Dünya boyu oğulsuzdu, yetimdi.

Heyder Baba, Nene Kızın gözleri,
Rakşende’nin şirin-şirin sözleri,
Türki dedim, okusunlar özleri,
Bilsinler ki, adam geder ad kalar,
Yahşı-pisden ağızda bir dad kalar.

Heyder Baba, senin könlün şad olsun,
Dünya varken ağzın dolu dad olsun,
Senden keçen yakın olsun, yad olsun,
Deyne menim şâir oğlum Şehriyâr,
Bir ömürdür gam üstüne gam çalar.

Şair Şehriyar

Tek ve Asıl Lider

Yine bir 10 Kasım

76 yıl boyunca her yıl olduğu gibi bu 10 kasımda da özlemle an(r)ayacağız ulu önderi.

Peki neden 76 yıldır aramızda olmayan birini arar gözlerimiz,
Neden bunca gelişmişliğe rağmen zamanımızın çok gerisinde yaşamış birini ararız hep?

Neden mi?

76 yıldır onun yerini dolduracak, onun liderliğini yansıtacak ve bence en önemlisi onun sahip olduğu ileri görüşlülüğe sahip hiç bir yöneticimizin olmaması yetmiş altı değil bin yetmiş altı yılda geçse aranacaktır.

Atatürk'ün kendi zamanında verdiği kararlara bir bakın lütfen yaşadığı dönemin ne kadar da ilerisinde ve halkı için ne denli önemli.

Yönetiminin başarısından ve liderliğinden ötürü kimsenin tartışamayacağı ve ona yaklaşamayacağı bir lideri, kurucuyu asırlar geçse de arayacağız her zaman.

Ulu önder bu birikimini gökten zembille almamıştır.
Hem savaşmış hemde okuyup öğrenmiştir.
5 bin civarında kitap okuyup asıl yeni Türkiye'yi kurma yolunda bilgiler edinmiş, Türk halkı için nelerin faydalı olduğunu araştırmış ve uygulamıştır.

Zor zamanlarımızda ve 10 kasımlarda hatırladığımız Atatürk'ü sadece hatırlamakla yetinmeyelim onu öğrenelim öğretelim.

En büyük zenginliğimiz ve Cumhuriyetimizin en büyük ve tek Lideri olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü çocuklarımıza öğretelim.

VTK

29 Ekim 2014 Çarşamba

El Kimin

Şehriyar'ım gözüm yaşı sel kimin,
Garip sen mi vetanında el kimin,
Sevdan üreğimde kara yel kimin,
Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Haramzadalardan yoldaş olar mı?

Gurt gurtnan dolaşır, itler it inen,
Gurt şikarnan doyar, itler küt inen,
Yanaşmanın goynu dolar pit inen
Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Fars, Çin, Urustan yoldaş olar mı?

Oğuz Atam bizi görse neyliyer,
Dövüner dizini helak eyliyer,
Yeğin geyze gelir, gönü göynüyer,
Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Yılandan, çiyandan yoldaş olar mı?

Bed-güman değilem Allah kerimdir,
Turan hayalimdir, etim, derimdir,
Böyyük Asya nece olsa benimdir,
Gurt yuvalarına tilki dolar mı?
Ayıdan, Moskof'tan yoldaş olar mı?

Şehriyar'ım, incinmeyin sözüme,
Dost acı danışar dostun özüne
Gah ağlaram, gah vururam dizime
Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Hayından, uğrudan yoldaş olar mı?

Şair Şehriyar

25 Ekim 2014 Cumartesi

HAKKARİ HARİTADAN SİLİNSİN !!! VİLMODİT UYGULANSIN

HAKKARİ HARİTADAN SİLİNSİN ! VİLMODİT UYGULANSIN!!!

1930 Yılında Menemen'de Kubuliay'ın Şehit edilmesi üzerine Gazi Mustafa Kemal'in Menemeni haritadan silin emrini vermesi ile gündeme gelen Vilmodit uygulaması Hakkari için uygulansın.

Bugün böyle bir emri verebilecek bir yönetimimiz ve irademiz maalesef ki bulunmamaktadır. Makam koltuklarını saltanatları için kaba etleri ile dolduranlar ülkemizin evlatlarının hunharca katledilişini izlemiyor duymuyor bile....

HAKKARİ İÇİN VİLMODİT UYGULANSIN

Baş belası kahpe bir şehir olan Hakkari ilimiz için Vilmodit uygulanarak haritadan silinmesi artık elzem olmuştur. Bunu sözde yöneticilerimiz yapamayacak fakat halkın nezdinde Hakkari utanç şehri olarak anılacaktır.
VTK



NOT:
Vilmodit ne demek?
Fransızca bir sözcük olan "Ville Maudite", cezalandırılmış şehir anlamına geliyor. Vilmodit kasaba ise, toplumsal olarak işlenen bir suç yüzünden bir kentin cezalandırılması nedeniyle oluşuyor. Buna göre, "Kasabanın bütün halkı şehir dışına çıkarılır, aileler, birer ikişer memleketin başka şehirlerine dağıtılır, tam boşaltılmış şehir tümüyle yakılır, bugünkü ve yarınki nesillere ibret olmak üzere hükümet meydanına büyük bir siyah taş, sütun olarak dikilir."

28 Eylül 2014 Pazar

Mahlukat-ı farika,

Ey İnsan suretine dönüşmüş
Mahlukat-ı farika,

Unutma sana da ölüm var!....
senden öncekilere olduğu gibi.

Firavunlaşmış ruhun
dikenlere takılmış ipek gibi çıkacak bedeninden.

Unutma sana da ölüm var!....
senden öncekilere olduğu gibi.

vtk


23 Eylül 2014 Salı

Kapılarımız Herkese Açık mı?

Türkiye Cumhuriyeti merhameti bol, gönlü toprakları kadar geniş bir ülkedir. 


Mazlumlara ve masumlara her zaman kucak açan ülkemiz 80 lerde Bulgaristan'dan kaçan soydaşlarımıza kucak açtı, daha sonraları Afgan mültecilerimiz oldu. Takip eden yıllarda peşmergelerden ve Saddam dan kaçanlara açtık kapılarımızı. 


Yardım severliğimiz bunlarla da bitmedi tabi ki, Esad zulmünden kaçan suriyeliler yabancılık çekmeden yaşar oldu ülkemizde. 


Bitmek bilmeyen suriyeli mültecilerimize birde ışid teröründen kaçan kürtler eklendi ve sınırlarımız hiç olmadığı kadar açıldı sonuna kadar. 


Acaba açıldı mı sınır kapılarımız tüm mazlumlara zulümden terörden kaçanlara.... 


Kapılarımız herkese her yurt arayana açık, tek bir istisna ile soydaşımız aynı zamanda dindaşımız ve kardaşımız olan TÜRKMENlere kapalı. 


Işid terörü ile Esad zalimi ile Irak çapulcuları ile ülkemizi temsil etsinler diye kapattık kapılarımızı soydaşlarımıza. 


Ne kadar acı verici, tarifsiz bir ruhsuzluk. 

Söylenecek yazılacak o kadar çok şey var ki ne kalemin ne de dilin hükmü yetebilir. 


16 Eylül 2014 Salı

Demokrasinin idam edildiği gün

1950 yılında gerçekleşen seçimlerle iktidara gelen Adnan Menderes, ekonomiden dış politikaya, dini özgürlüklerden toplumsal reformlara kadar pek çok alanda attığı adımlarla hatırlanır. 27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında yapılan hukuksuz yargılamalar sonucunda Menderes, 17 Eylül 1961’de İmralı adasında saat 14:30’da idam edilirken, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idamları da 16 Eylül günü saat 02.00’de gerçekleşmişti.

53 yıl önce gerçekleşen idamlar Anadolu insanın bağrında bir yara olarak tap taze durmaktadır.



11 Eylül 2014 Perşembe

İdealist Gençliğin Yok Edilmesi 12 Eylül 1980

"Kaybolan devlet otoritesini, yeniden tesis etmek için yönetime el koymak zorunda kalınmıştır."

12 Eylül sabahı her şey Kenan Evren'in bu sözleriyle başladı. Aslında bu söz bile nasıl bir oyuna alet edildiğimizi göstermekteydi.
12 Eylül günü yeni Türkiye'nin inşaatına başlanmıştır. 12 Eylül gününe kadar gelinen süreçte yıllar içerisinde birçok müdahaleler ve huzur ortamının bozulması için kargaşalar çıkartılmış aslında hiç bir sorunu olmayan halk bir birine öldürtülmüştür.

Amerika merkezli bu müthiş senaryo tıkır tıkır işletilmiş ve maalesef Türk halkı kullanılan yöneticiler vasıtasıyla katledilmiştir.

Mesele ne sağ ne sol meselesidir.
Birbirini öldürenlerle işkence görenler aynı kişilerdi, doğruyu savunanlarla yanlış yapanlarda aynı kişilerdi. Peki neydi sorun, neden bu insanların gözünü kan bürümüştü?

İşte tamda bu noktada devreye giren büyük ağabeyin istekleriydi. Türkiye büyüyordu, özgür oluyordu ve en önemlisi 2000 li yılların süper gücü olacaktı. Bunu istemeyen Amerika 12 Eylül'ü devreye soktu.

Son İdealist Gençler
12 Eylül sürecinde bir birine kırdırılan gençlerimiz ülkemizin  umuduydu, Atatürk'ün yetiştirdiği gençlerdi.
Dünyaya hakim bir Türkiye'nin yöneticileri olacak son İdealist gençlerdi onlar. Ve büyük ağabey onların yok olmasını emretti.

Türkiye 12 Eylülde geleceğini yok etti...

İdam sehpasına çıkan 20 yaşındaki gençler idealleri uğruna can verdi. 80 sonrasında yetişen gençler ise nasıl alemlerde anlatmaya gerek yok.

Bugün hangimiz bir Necdet Adalı, bir Mustafa Pehlivanoğlu olabiliriz?
80 sonrasında yetişen ve yetiştirilen hangi genç onlar gibi öleceğini bile bile ideallerinden vazgeçmeden işkencelere dayanıp idam sehpasına başı dik gidebilir.

12 Eylül ne sağdı ne sol, 12 Eylül idealist gençliğin katliamıydı...

vtk  




26 Ağustos 2014 Salı

Alçaklığı islam şalıyla örtmeye çalışan TURUVALILAR

Alçaklığı islam şalıyla örtmeye çalışan TURUVALILAR
Kerkük ve Türkistan da katledilen Türkmen kardeşlerimizin sesini duyan var mı?
"Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, AKRABAYA yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” Nahl, 16/90

Milli Mücadelenin Zafere Giden Yolu

Milletimizce çok önemli başarıların ve zaferlerin kazanıldığı tarih sayfalarında zaferler ile taçlandırılmış Ağustos ayı 1922 yılında bir başka önemliydi.

Bir Milletin yok olmamak için aklınıza gelebilecek bütün yoklukları ile verdiği var oluş mücadelesini yaşamaktaydı.

"30 Ağustos Biz Türklerin ve İnsanlığın en büyük bayramlarından biridir." diyor Nazım haksız mı...

Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Halkı, sömürgeciliğe karşı başarılı olabilmenin yolunu açmış ve hürriyeti için, istikbal için bir milletin tek yürek tek bilek hareket etmesi gerektiğini dünyaya göstermiştir.

Türk bağımsızlık harekatının mihenk taşı niteliğindeki Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muhabereleri ile tarihe bir daha silinmemek üzere adını yazdıran yüce Türk Milleti yokluk içinde ve tüm olumsuzluklara rağmen tek bir hedef için bir araya gelmiş, bile bile ölüme yürümüştür.

Ölüme yürüyen bu aziz milletin yaptıkları savaşı kazanmaktan başka ihtimalleri bulunmamaktaydı, daha doğmamış torunları için bu mücadeleden zaferle ayrılmak zorundaydılar.

Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde çok değerli şahsiyetler ile birlikte zafer yolunda olağan üstü mücadele eden Milletimiz bugün bizlere hürriyetimizi yaşama imkanı vermişlerdir.

15 gün içinde 450 km yolu yaya olarak yürüyerek ve düşmanla mücadele ederek zafer kazanan Türk Ordusunun İsimsiz Kahramanlarının Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk kazanılan bu büyük zafer için şöyle diyor;
"Unutulmamalıdır ki genç Türkiye Cumhuriyetinin temelleri burada atıldı, ebedi hayatı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada uçan Şehit ruhları Devletimizin ve Cumhuriyetimizin ebedi muhafızları dır." vtk




7 Ağustos 2014 Perşembe

PAYAS KÜL DEPOSU OLACAK

Payas'ı Bekleyen Büyük Tehlike

Eşsiz bir tarihe ve tarihle bütünleşmiş doğaya sahip olan Payas yakın zamanda bölgemizde İskenderunsınırları içerisinde kurulan 2 Termik santralin endüstriyel atık (kül) depolama alanı olacak.

Turizm ve Kültürel yatırımların yapılması düşünülen tarih ve doğa zengini Payas'ın dağları, faaliyete geçecek olan termik santrallerinin KÜL DEPOSU haline getiriliyor.

Payas halkından gizlenen bu vahşete, kül deposu için düşünlen 700.000 m2 lik alanda ağaç katliamı yapılarak başlandı. Depo alanı olarak planlanan yerlerde ağaçlar kesiliyor küller için yer açılıyor.

Toplamda 700.000 m2 lik alana  9.600.000 m3 kül doldurularak Payas'ın akciğerlerinde depolanacak.

Bu endüstriyel atıkların depolanması ile Payas akciğerlerini yani doğal zenginliklerini kaybedecek. Sadece dağlarındaki doğal bitkileri kaybetmekle kalmayacak, Payas çayı vasıtası ile bu küller şehrin ortasından akarak çay boğazında denizle buluşarak geçtiği her yeri yok edecek.

Payas sahili ve eşsiz deniz canlıları yok olacak.
Ve tüm bunlar Payas da yaşanırken bu termik santrallerinin Payas'a en ufak bir olumlu katkısı olmayacak.

Payas'da yaşayan bir grup gencin fark ettiği ve depoları engelleme mücadelesi verdiği  bu katliam senaryosuna tüm Payas halkı dur demeli ve doğal zenginliğin yok olmaması için mücadele etmeli.

Bugünlerimiz için değil yarınlarımız için Payas'ı koruyalım....

PAYAS HALKI BİR AÇIKLAMA BEKLİYOR BU SANTRALLERDEN KİM SORUMLUYSA PAYAS HALKINI BİLGİLENDİRMELİ VE BİR AÇIKLAMA YAPMALI......






4 Ağustos 2014 Pazartesi

Dün "canım" olan yarın "düşmanım" olmaz benim...

Dün "canım" olan yarın "düşmanım" olmaz benim...
Yaşananların hatırı hep saklı kalır Hatırları sorulur selamları hep alınır...
"SİLDİKLERİM" vardır bir de ! Onlar yanlışlarım ve pişmanlıklarımdır Adları anılmaz hatırları sorulmaz sadece beddualarımdır...
Vicdanla birlikte... "ŞEREF" ararım ben sevdiklerimde;
Her zaman doğru değildir elbet seçimlerim... Zaman gelir "ŞEREFSİZLERİ" de severim...
Her yerde gözüm kulağım vardır benim "Eksik söylemek yalan söylemek değildir !" mantığındaki Beni değil kendini kandırır yalnızca...
Bilmezden gelişlerim aptala yatışlarım Kaybetme korkumdan değil karşımdakilerin yalan söyleme potansiyellerine olan merakımdandır...
"inkar" olmaz benim hayatımda... Yaşananı "YAŞANMAMIŞ" saymam Sayanlarıda SAYMAM...
Kelimelere sığmaz SAYFALAR SÜRER BENİ ANLATMAK
Ama ne kadar anlatılırsa anlatılsın; YAŞAYAN BİLİR BENİ... YAŞAMAYAN ANLAMAZ...
Ağırdır sevmelerim Her "YÜREK" taşıyamaz... Büyüktür umutlarım Her "OMUZ" kaldıramaz...

31 Temmuz 2014 Perşembe

Kerkük Zındanı

Kerküğün zindanına attılar meni
Mazlumlar sürüsüne kattılar meni

Bir yanım dağladılar ateşle annem
Ne suçum ne günahım yaktılar meni

Türkmen obalarından göçen anneler
Ne yuvaları kalmış ne de haneler

Gökkubbeyi sarsar mazlum feryadım
Elbette birgün güler bize seneler

Söz: Fahrettin Ergeç
Beste: Demirçın
Okuyan: Cem Karaca

http://www.youtube.com/watch?v=36VBenOukjI

8 Temmuz 2014 Salı

Kerkük Katliamı





Kerkük Türkmen Katliamı

Her türlü mahrumiyet içinde varlıklarını günümüze kadar sürdüren Türkmenler, çeşitli yönetimler tarafından zaman zaman soykırımlara maruz kalmışlardır. 1924, 1939, 1946, 1959, 1980 ve 1991 yıllarında Türkmenler unutulması mümkün olmayan acılı günler yaşamışlardır. Bunların arasında 14 Temmuz 1959 tarihinde Kerkük’te meydana gelen soykırım, Türkmenlerin yaşadığı en büyük facialardan biridir.

Mesut Barzani’nin Babası Molla Mustafa Barzani kendisine bağlı olan kürt gruplar ve 1958 devrimi ile iktidara gelen General Abdülkerim Kasım ile birlikte ortaklaşa gerçekleştirdiği planlı katliam ile Kerkük'te yaşayan Türkmenleri yok etmeye çalışmışlardır.

Tarihe ‘Kerkük Katliamı’ olarak geçen bu soykırımda, insanlık dışı vahşetler yaşanmıştır. Irak’ta cumhuriyetin ilanının birinci yıl dönümünde kutlama şenliklerine katılmak gayesiyle Türkmen halkı, millî giysileri ile sokağa çıkmışlardı. Ancak törenin başlaması ile birlikte, gözü dönmüş câniler, silahsız olan Türkmenlere saldırıya geçmişlerdi. Silahların patlaması ile birlikte, sinsice hazırlanmış korkunç bir soykırım planını sahneye koymuşlardı.

Soykırım planına göre, önceleri sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Her zaman yasalara saygılı olan Türkmenler de bu çağrıya uyarak evlerine çekilmişlerdir. Ardından Türkmen ileri gelenleri, birer ikişer evlerinden alınarak Kerkük kışlasına götürülmüşlerdi. Burada kurulan sözde halk mahkemelerinde, alay ve hakaretlere maruz kalan Türkmenlerin değerli şahsiyetleri, 5–10 dakikalık süre zarfında yargılanmışlar ve kurşuna dizilmişlerdir. Bu da yetmemiş, Türkmen şehitlerinin cesetleri, ip veya sicim aracılığı ile motorlu araçlara bağlanmış, cadde ve sokaklarda dolaştırılarak sürüklenmiş ve parçalanmıştır. Üç gün üç gece süren bu can pazarında kimi Türkmen şehidinin cesedi üç gün süreyle kızgın güneşin altında elektrik direklerinde asılı durmuştur. Kiminin gözleri oyulmuş; kimileri diri diri toprağa gömülmüştür.

Türkemen lideri Ata Hayrullah’ın etlerini keserek, Kürtçe konuşarak 'TURANCILARIN, TÜRKÇÜLERİN LİDERİ ATA HAYRULLANIN ETİNİN KİLOSU 5 FİLİS (kuruş), ALAN VAR MI..' diye bağırarak, gülerek alay ederek, ve Atanın etlerini etrafta olan hayvanların önüne atmaya başlamışlardır.
Hangi millet bunu dünyada yapmıştır, hangi insanlık bunu kabul eder, insanın eti kesilip, parçalanarak satılır mı? Hayvanata atılır mı?

Kerkük katliamında soydaşlarımız, kürtler tarafından topluca şehit edilmişler, bu işkence ve katliama Irak hükümetinin ikinci ordu birlikleri de destek çıkmıştı.

Kerkük’e sokulan kamyonlar dolusu militan ve yağmacı, kentin alışveriş merkezlerini, çarşı ve pazarlarını yağmalamışlar. Böylece üç gün süren sokağa çıkma yasağı boyunca, Türkmenlere ait yüzlerce işyeri ve mağaza talan edilmiş, kamyonlara doldurulan beyaz eşyalar, mobilyalar Irak’ın kuzey kentlerine götürülmüştür.

Ve ne ilginçtir ki 1959 yılında meydana gelen bu katliama ana yurt erkleri sessiz kalmış sessizlikte yetmemiş ses kesmiştir. Zamanın hükümetinin aldığı karar çok ilginçtir.
“ Bakanlar Kurulu 21 Ekim 1959 tarihinde aldığı kararla, 14-16 Temmuz 1959 tarihinde Irak’ın Kerkük bölgesinde Türklerin katliamı ile sona eren olaylarla ilgili resim, film ve sair dokümanların Türkiye’ye girmesi veya dağıtılması yasaklandı.”

Kerkük Katliamı’nın üzerinden 55 yıl geçmiş olmasına rağmen, bu vahşetin izleri hala silinmemiş, 

Sonuç olarak 14 Temmuz 1959 katliamında geriye kalan yine Türkmen katliamıdır.

Irak’ın kurucu unsuru olan Türkmenler açık hedef halindedir. Türkmenlerin bölgede korunması için gerekli tedbirlerin alınmaması yıllar içerisinde katliamların ve vahşetlerin devam etmesine neden olmuştur.
Yeni icat edilen terör örgütü IŞİD tarafından da sadece Türkmenler üzerine gidildiği ve yok edilmeye çalışıldığı aşikârdır. 

Erk sahipleri artık sessiz kalmamalı, onlarca yıldır sessiz kalanlar Türkmen katliamlarının sorumlusudur. Bölgede etkin olacak Türk varlığı ülkemiz için en büyük güvencedir. Ve aynı zamanda bölgenin de huzur içerisinde olmasının tek koşulu etkin ve güçlü  Türkiye’dir.


Şehit Edilen Türkmen Liderler




  



10 Haziran 2014 Salı

Oyunun adı "Bir Taşla Birkaç Kuş Vurma"

Nede güzel demiş Arif Nihat Asya, içimizdeki o coşkun milliyetçilik değerini betimlemiş.

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, 

Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü, 
Işık ışık, dalga dalga bayrağım! 
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım. 

Sana benim gözümle bakmayanın 
Mezarını kazacağım. 
Seni selâmlamadan uçan kuşun 
Yuvasını bozacağım. 

Ülkemiz iki kutba ayrılmış durumda, hiçbir bahanenin ve hiçbir gerekçenin kabul edilemeyeceği Bayrağımıza yapılan saygısızlık ülkemiz üzerine oynanan oyunlardan biri ve en adisi.

Senaristler yazmış oyunu. Oyunun adı bir taşla birkaç kuş vurma oyunu terör örgütü mensupları son bir aydır sürekli bir hezeyan içerisinde yolları kapatmakta belirli yerlerde gösteri yapmakta, açılım veya kapalım bahane bunun nedeni hint keneviri hasadı olabilir mi acaba.
Bu fütursuzca yapılan eylemlerin sonuncusu namahreme el uzatmak oldu. Değersiz yaratık topluluğu askeri üste girip Şanlı Bayrağımıza el sürdü.
Bana öle geliyor ki bu izlediğimiz filmin en can alıcı sahnesi ve altın vuruşu.

Bayrak direğine tırmanan o değersiz yaratık bu cesareti nereden aldı? şunu çok iyi biliyoruz o toplum tabiatı gereği korkak basiretsiz ve düşüncesiz bir toplumdur. Direğe çıkan kişi bence fedaidir. kimin fedaisi bilemem ama önümüzdeki günlerde yaşayacağımız siyasi manipülasyonların hizmetkarı olduğu açık.

O kirli eller kırılmalı mı evet hemde en acımasız şekilde. Senaryo gereği o ortamda bulunan kolluk kuvvetleri yapılması gereken tek şeyi yapamadılar. Nedeni gün gibi açık emir izleme noktasındaydı. Rolleri görevden alınarak ve disiplin cezasıyla son bulacak. 

Ha şu da var eğer vurulsaydı o değersiz, sonuç ülke genelinde yapılacak gösteriler taşkınlıklar kürt ayaklanmaları olacaktı.
Vurulmadı! sonucu terör üzerinde gidilmesinin haklı bir bahanesi ortaya çıkarıldı, ve siyasi olarak milliyetçi düşünceler cezbedilmeye başlanacak.

DİKKAT!!!
Oynanan bu oyunla huzur içerisinde yaşamak isteyen ülkemin insanları kargaşaya çekilmek isteniyor. Galeyana getirilip Vatan Millet Sakarya duygusu ile meydanlara sürükleniyor değeri olan insanlar. 
Lütfen dikkatli ve sağ duyulu olalım ne gaza gelip yıkalım nede suspus olalım.

vtk.















9 Haziran 2014 Pazartesi

Bu Yıl Babalar Günü Olmasın



Bir insan babasını kaybettiğinde büyür, hayatın gerçekleriyle yüzleşir.
Babanızı kaybettiğinizde anlarsınız sorumluluğun ne demek olduğunu. Babanız olmadığında anlarsınız dünyanın yükünün sırtınıza bindiğini.
Bir çocuk babasız kaldığında büyür.

Bu yıl 432 çocuk Babasız kaldı hemde bir lokma kara ekmek uğruna.
Bu yıl SOMA'da 432 çocuk büyüdü.
Çocuklukları alınan, SOMA Faciasını yaşayan, büyümek zorunda kalan 432 çocuk için, onların anneleri için bu yıl babalar günü olmasın.

"Acılar paylaştıkça hafifler"
Acıyı iliklerine kadar yaşayan kardeşlerimizi unutmayalım. Acılarını bir nebzede olsa bizde paylaşalım.
Varsın kutlanmasın kapitalizmin alışveriş çılgınlığında yapılan bu güzide gün.
2014 yılı babasız bir yıl olarak kalsın herkes için.

 vtk

4 Haziran 2014 Çarşamba

Hepimiz Emrinizdeyiz Paşam



Hepimiz Emrinizdeyiz Paşam
Mustafa Kemal tutuklanmayı beklemektedir. Karabekir Paşa odaya girerek Mustafa Kemal Paşa’yı saygıyla selamlar ve şunları söyler:
“- Kumandamda bulunan zabitan ve efradın hürmet ve tanzimlerini arza geldim. Siz bundan evvel olduğu gibi bundan böyle de muhterem kumandanımsınız. Kolordu komutanına mahsus araba ile maiyetinize bir takım süvari getirdim. Hepimiz emrinizdeyiz.”
Mustafa Kemal Karabekir’in boynuna sarılarak bu eski arkadaşını birkaç kez öper. Kurtuluşun yıldızı o gün Erzurum’daki tarihi konakta parlamıştır. Bu olaydan sonra da Kâzım Karabekir ile Mustafa Kemal arasındaki haberleşme düzenli olarak devam etmiştir.
10 Temmuz’da toplanan Erzurum Kongresi’nin Türk Milli Mücadelesindeki yeri ve önemi çok büyük olmuştur. Bu kongrenin Temsil Heyeti’ne seçilen Karabekir, Sivas Kongresi çalışmalarını da yakından takip etmiş ve kongrenin aldığı kararları desteklemiştir.
Milli Mücadele hareketi boyunca Edirne Milletvekili ve Doğu Cephesi Komutanı olarak görev yapmıştır. 1920’de Ermenilerce işgal edilen doğu illerini geri aldıktan sonra 31 Ekim 1920’de Ferikliğe (Korgeneralliğe) yükseltildi. 2 Aralık 1920’de Ermenilerle Gümrü anlaşmasını imzaladı. Rus ve Kafkasya Hükümetleri ile yapılan Kars Antlaşmasına ait görüşmeleri Ankara Hükümeti Murahhas Heyeti Başkanı olarak başarıyla sonuçlandırdı.
Doğudaki başarının ardından Batı Anadolu’daki Orduların başarılarını sağlamak üzere, doğudaki ordunun büyük kısmının askeri güç ve mühimmatını Mustafa Kemal’in ordusuna sevk etti.
Karabekir doğuda bulunduğu sürece yalnız askeri ve siyasi alandaki eğitim sahasında da çok büyük hizmetler yapmıştır. Ermenilerce katledilen ailelerin yetim yavrularına gerçek bir baba olmuş 4000 Erkek 2000 Kız evladı sefaletten kurtarmış ve vatana faydalı meslek sahibi bireyler haline getirmiştir. Çocukların eğitiminin yanı sıra halkın eğitimi ile de uğraşmıştır. Erzurum ve Sarıkamış’ta okullar kurmuştur.
21 Kasım 1923′de “Milli Mücadelemizde Siyasi ve Savaş Yararlılığı” görülenlere verilen yeşil ve kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiştir.

3 Haziran 2014 Salı

Kurt ve Çakalın Hikayesi

Kurt bir gün dolaşmaya çıkar yolda Çakala rastlar…
Çakal halsiz yorgun yatmaktadır...
Kurt çakala sorar ne oldu nedir bu hal...
Çakal, Kurt kardeş açlıktan ölüyorum bana yardım et…
Kurt bunun üzerine Çakala takıl peşime der...
Bir süre gittikten sonra çayırda bir at sürüsüne rastlarlar...
Kurt, Çakal’a döner…
Çakal gözlerime bak gözlerimden ateş çıkıyor mu der...
Çakal bilmiyorum abi deyince, Kurt Çakal’a bir tokat atar gözlerinden ateş fışkırıyor diyeceksin der...
Çakal tamam abi gözlerinden ateş fışkırıyor diye cevap verir...
Kurt tekrar sorar çakal tüylerim diken diken oldu mu der...
Çakal bilmiyorum abi deyince tekrar tokat’ı yer ve tüylerin diken diken oldu diyeceksin der Kurt...
Çakal tamam abi tüylerin diken diken oldu der...
Nihayetinde Kurt At sürüsüne dalar ve oradan bir tay kapar çakala bırakır ardında çeker gider...
Karnı doyan Çakal havalı havalı dolaşmaya çıkar yolda karşısına tilki çıkar...
Tilkide aç susuz yatmaktadır...
Çakal sorar tilki kardeş ne oldu.
Tilki cevap verir çakal kardeş açım ve ölüyorum…
Çakal hemen takıl peşime der...
Doğruca çayıra at sürüsüne giderler...
Çakal tilkiye sorar ulan tilki gözlerimden ateş fışkırıyor mu?
Tilki cevap verir bilmiyorum abi...
Çakal bir tokat çeker ve gözlerinden ateş fışkırıyor diyeceksin der...
Tilki tamam abi gözlerinden ateş fışkırıyor der...
Çakal tekrar sorar ulan tüylerim diken diken mi?
Tilki bilmiyorum abi deyince çakal tekrar tokatı atar ve tüylerin diken diken oldu diyeceksin der...
Tilki tamam abi der tüylerin diken diken...
Nihayetinde çakal kurt gibi at sürüsüne dalar ama bir anne at çakala bir çitme atar ki çakal iki seksen uzanır...
Tilki hemen çakalın yanına gelir ne oldu çakal der...
Çakal cevap verir ya tilki kardeş kurtta aynısını yaptı ve bir tay kaptı geldi...

Tilki çakala gülümser ve derki "ulan çakal sen çakalsın o kurt sen çakal doğdun çakal kalacaksın kurt ise kurtluğunu yapacaktır...
Nerede görülmüş çakalın kurt olduğu yer", der...

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Sendikacı ....

Bekir Coşkun'dan güzel ve bir o kadar önemli bir yazı...

Patronun sömürmesi yetmiyor…Sizi sömürecek birisini de kendiniz seçiyorsunuz…Biz buna “sendikacı” diyoruz…
*
Patrona benzemiyor..İşçiye de benzemiyor…İkisinin ortası…Parlak takım giyiyor diyelim, ama çorapları kısa baklava dilimli…İşçiler genelde cılızdır, bunun kemerinin üzerine sarkmış göbeği vardır ve sendikacının göbeği sonradan büyüdüğü için, portakala batırılmış iki kürdan gibi gider…Akşamları restoranlarda rakı içer…Memleket meselelerini anlatır sana, peynir kavun ile…En yüksek dozda sosyal olsun, siyasi olsun, kültürel olsun, her konuda derin bilgisi vardır, bağırarak konuşur, garson dinler gülümser…
*
Büyük ve lüks bir makam arabası vardır…Şoförü takım elbiseli, hatta daha şıktır… Koşar kapıyı açar… Ayıkken önce kıçı girer arabasına, restoran çıkışında önce kafası…Makam odası kocamandır ahşap kaplı ve görkemli bir büyük maun masa ile deri koltukları yine kocamandır…Birçok sekreteri vardır, birisi şişman…Onlara arada bir bağırır…İşçiyi temsil eder, yeryüzünde Jaguar’a binen tek sendikacı Türkiye’den çıkmıştır… 45 yıllık sendikacı gördük mesela, iki kere milletvekili olup döndü geldi ki işçiyi temsil etsin… Oğluna televizyon, gelinine market açan var…
*
3000 işçilik bir madende devletin kaç denetçisi vardır diyelim…Üç ya da beş…Bunun 3000 denetçisi oradadır…Ama işçi ölümlerinde Türkiye Avrupa birincisi, dünya ikincisidir…Çünkü işçilerin dertleri, acıları, canları sendikacının umurunda değildir…Görmez…Duymaz…Umursamaz…
*
Ve 301 işçinin öldüğü dünyanın en büyük işçi katliamlarından birisinde sıradan insanlar iktidardan hesap sordular…Kimisi adam gibi işçi örgütleri “hesap” istedi, kimisi kahrından işi bıraktı, kısacası dizine vurmayan kalmadı…Onun sesi çıkmadı…O sendikacının görevi, işçiyi iktidarın kölesi olarak tutmaktır çünkü…Gerisi onu ırgalamaz…
*
İşçiyi satmak karşılığında, orada oturmaktır derdi…Kömür küreğini soksan…Aldırmaz……
vtk

26 Mayıs 2014 Pazartesi

ADAYIMIZI BİZ BELİRLEYELİM Cumhurbaşkanımız Kim Olsun?




Cumhurbaşkanımız Kim Olsun?

Önümüzdeki yaz günlerinin, sadece mevsimsel sıcaklık değil yönetimsel bir sıcaklıkla iki kat bunaltıcı ve hararetli yaşanacağı malum.
Ağustos ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminin ön hazırlıkları başladı. Muhalefet liderleri ortak aday arayışında çalışmalarını yürütmekte, ismi öne çıkan ortak bir aday bulamadılar henüz. İktidar partisinde ise aday belirleme biraz olsun muhalefete göre kolay iki isim üzerinde duruluyor mevcut Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül ve Başbakan R.Tayyip Erdoğan.

İlk defa halkın seçeceği Cumhurbaşkanını belirlemede siyasi iradenin etkin olacağı aşikar.
İktidar, kim Cumhurbaşkanı olsun kararsızlığında, Muhalefet ise ortak aday bulalım uzlaşalım derdinde. Her iki kesimde kendi çevrelerinde bu işi için çalışıyor fakat önemli bir konu es geçiliyor yada önemsenmiyor.

Halkın seçeceği Cumhurbaşkanını, seçim öncesi halktan bi taraf şekilde belirleme çalışmaları yetersiz ve itinasız bi çalışmadır.

ADAYIMIZI BİZ BELİRLEYELİM
10 Ağustosta sandıkta seçeceğimiz adayımızı şimdiden belirleyelim halk olarak. Belki büyük bir etkisi olmayacaktır görüşlerin, belki önemsenmeyecektir fakat halk olarak da bu işe bilinçli yaklaştığımızı gösterelim.

İlk defa yapacağımız bu seçimde mutlaka bazı aksaklıklar olacaktır. Daha önce örneğini yaşamadığımız için hoşgörülü olmamız lazım. Fakat seçimi organize edecek olan kurumlarında gerekli açıklamalar ve yönlendirmeler ile bu aksaklıkları en alt seviyeye indirmeleri gerekmektedir.

NOT:
HERKES CUMHURBAŞKANI OLARAK GÖRMEK İSTEDİĞİ İSMİ YORUM OLARAK YAZARSA ÇORBADA BİZİMDE BİR NEBZE OLSUN TUZUMUZ OLUR.






23 Mayıs 2014 Cuma

Zerzevat-ı Farikalar

Adalet mülkün temelinde kalmış kimsenin umurunda değil.
Enkaz altında kalan hak hukuk insanlık üçlemesi vicdanı yetim bırakarak ezilmesine neden olmuş.

Vicdan dan yoksun olarak yaratılmış kişiler fütursuzca saldırıda, ahkam kesmede.
Bu alameti farika dediğimiz yaratılmışlar kendilerini üstün varlık olarak görmektedirler, gerçek ise bildikleri fakat hiç bir zaman yüzleşemedikleri kadar acıdır onlar için.

Yüce Mevla geçici dünya zevkleri ve makamları ile onlara kurtuluş şansı vermiştir fakat onlar fıtratlarında ve genlerinde olduğu gibi ellerinde ki bu gücü ebedi zannedip zulmetmekte, güçsüz kalanın üstüne basmaktadırlar.

HAK Allah tarafından insanoğluna verilmiş bir hediyedir. Bunun aksi veyahut eksiği mümkün değildir. Kendini üstün zanneden zerzevat-ı farikalar unutmamalıdır ki Hak'ın sahibi her zaman Hak'ını korur, gözetir.

İki nefes arasında yaşadığımız bu geçici alemde, ebediyetimizin temellerini atmaktayız. Temelin sağlamlığı Hak ile mümkündür. Her bireyin iki Hakkı vardır biri kendinin hakkıdır diğeri de kul hakkıdır. İnsan kendi hakkını savunduğu derecede saygı duymalıdır diğer hak sahiplerine.

Siz siz olun Hak yemeyin, her kim olursa olsun Hakka saygı duymayanla bir olmayın.
Zalimin yanında ki de zalimdir aynı derecede suçludur.
Zulme karşı sessiz kalan dilsiz şeytandır, zerzevattan farksızdır.

Vtk

Buraya kadar olan laf kalabalığı bendendi son söz Yunus'tan olsun.


Bir kez gönül yıktın ise 
Bu kıldığın namaz değil 
Yetmiş iki millet dahi 
Elin yüzün yumaz değil 

Bir gönülü yaptın ise 
Er eteğin tuttun ise 
Bir kez hayır ettin ise 
Binde bir ise az değil 

Yol odur ki doğru vara 
Göz odur ki Hak’kı göre 
Er odur alçakta dura 
Yüceden bakan göz değil 

Erden sana nazar ola 
İçin dışın pür nur ola 
Beli kurtulmuştan ola 
Şol kişi kim gammaz değil 

Yunus bu sözleri çatar 
Sanki balı yağa katar 
Halka matahların satar 
Yükü gevherdir tuz değil



Yunus Emre







19 Mayıs 2014 Pazartesi

Suçlu Kim ?

Yüce bir Dinden ulu bir Milletten, nasıl bir topluma dönüştük anlaması zor.
Başımıza gelen her olayda birilerini suçlayıp duruyoruz. Yapılması gerekenler ne ise onları tespit edip yapmaktansa en kolay yolu seçip birilerini suçlarız.

Sağcısı solcuyu, solcu sağcıyı, muhalefeti iktidarı, iktidarı muhalefeti, avukatı hakimi hakimi savcıyı v.s suçlar gider.

Oysaki "Bir musibet bin nasihatten evladır" atasözünün torunları olarak yaşadıklarımızdan ders çıkarmamız gerekir. Kolayı seçmeden iftira boyutuna gelmeden suçlamalarımız.

Yüreğimizi yakan SOMA faciasında böyle olmadı mı?
Yandık diyen, neredeyse herkes birilerini suçladı. Suçlu kim demekten çözümü unuttuk ve bir daha can kaybı olmaması için neler yapılması gerekir sorusunu sormayı akıl edemedik.

Suçlamalarımız o kadar gayri ahlaki boyuta geldi ki, Kara bir ekmek için canını veren madencilerimiz bile suçlanarak müstahak dendi. Olacak şey değil bu.

Milletimizin en büyük özelliklerinden biri de kötü günlerde birlik olabilmektir. Yaşadığımız bu kara günlerde görüldü acıyı paylaşmanın önemi.

Gelin hep birlikte suçlu aramayalım!
Çözüm bulalım.

Kim yaptı değil ne yapmalıyız diyelim.
Yeri geldiğinde öz eleştiri yapmaktan çekinmeyelim.

İllaki bir suçlu mu lazım?
Soma faciasında yüreğimiz yandı diyen herkes suçludur. Önlem almadığımız için, giden canlardan sonra hesap sormaya kalktığımız için.

Hepimiz suçluyuz arkadaş!
İktidarı da, muhalefeti de, yöneticiyi de, çalışanı da, öleni de biz belirlemiyor muyuz? bu ülkede yaşayan bir birey olarak. O halde herkes suçludur payına düştüğü kadar.





13 Mayıs 2014 Salı

Tatlı bir ölüm mü teselli edecek !





Allah'tan gelene eyvallah der milletimiz. Kaderine razı gelir fakat ya kuldan gelene, kullardan gelene ne demeli.
Onlarca can gitti birkaç saat içerisinde belki dahada gidecek. kim sorumlu bundan kim ve kimler hesap verecek.
Tatlı bir ölüm mü teselli edecek!!!

Evde babasını bekleyen yavruya kim cevap verecek "Babam Nerde" dediği zaman.
Var mı bu yüreği taşıyabilecek siyasi yetkili her kim ise var mı?

Onu bunu geçin artık beyler geride kalana sahip çıkıp, bu olayda sorumluluğu olan herkesin hesabını sormak gerekiyor.
Ve en önemlisi bundan böyle "Kara Ölüm" olmaması için ne gerekiyorsa yapılmalı bir an önce, laf ile değil icraatla, yürekle, mantıkla yapılmalı.



Edepsizlik mi? Devlete Saygısızlık mı?

Metin Feyzioğlu mu edepsiz ?
Başbakanın davranışımı yanlış ?
Yada tüm bunlar bi tarafa Cumhurbaşkanına yapılan saygısızlık mı edepsizlik ?

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin en üst makamı olan Şerefli Cumhurbaşkanlığı, hiç bir şeye alet edilemez ve bulunduğu mekanda saygısızlık yapılamaz.
Devlet adabı her kim olursa olsun kusursuz bir saygı gerektirir.
Cumhurbaşkanının olduğu yerde, Devlet vardır ve Devlet her şeyden önce gelir.

Adaletin olduğu yerde ukalaca bir tavır ile siyasete yakın konuşmak yanlış bir davranıştır. Yargı kararlarında siyaseti düşünmeden ve en önemlisi eğilmeden vermelidir. Bu bakış açısıyla Yargı merkezinde siyasete yaklaşmamak, siyasi tahrikler yapmamak lazım.

Yargının merkezinde yapılmış yanlışlara ve tahriklere fevri ve Devlet adabına aykırı davranmamakta önemlidir. Sonuç istenmeyen kabul edilmeyen  davranışlara yol açabilir.

Kanımca o koca salonda izlediğimiz oyunun mazlumu ve saygısızlığa uğrayanı Cumhurbaşkanımızdır.
Cumhur'un Başkanının olduğu yerde kusursuz bir saygı gereklidir,
O varken kimse kafasına göre takılamaz,
O salonu terk etmeden hiç kimse terk edemez.
Onun olduğu yerde, kürsüyü hiç kimse istediği gibi işgal edip şaklabanlık yapamaz.

Vtk.




12 Mayıs 2014 Pazartesi

Dost sanma


Sanma sakın herkesi sen sadıkâne yâr olur 
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyar olur 
Sadıkâne belki ol âlemde serdar olur 
Yâr olur ağyar olur serdar dildâr olur. 

Yavuz Sultan Selim 


Şiir yazmaya çalışanlara naçizane bir örnek. Şiiri ne şekilde okursanız okuyun anlamı değişmiyor.

9 Mayıs 2014 Cuma

Kanlı Zaman - 11 Mayıs 2013 Saat 13:37




Türkiye Cumhuriyeti, tarih yaprakları 11 mayıs 2013 gösterdiğinde  tarihinin en kanlı saldırısını Reyhanlı'da yaşıyordu. Peş peşe iki saldırı olmuştu bomba yüklü araçların patlatılması ile.
Saat 13:37 ilk patlama Reyhanlı Belediye  binası önünde.
Saat 13:40 ikinci patlama PTT binası önünde.

Resmi rakamlara göre 52 vatandaşımız hayatını kaybetmiş 146 kişide yaralanmıştı. Yazılı evraklarda rakamlar böyleydi gerçekte ise çok farklıydı.
52 ve 146 sayılarının gerçeği yansıtmadığını ve yaşanan dramın ne kadar büyük olduğunu Reyhanlı'da canı yananlar çok iyi biliyordu.
Tuhaflıklar da vardı bu sahte sayılar arasında.
Mesela, hiç Suriyeli yoktu 52 içerisinde. Oysaki Suriyelilerin her zaman yoğun olduğu ve seyyar satıcılık yaptıkları yerde patlamalar olmuştu. Ama hiç kimse o gün Suriyeliler neredeydi diye sormadı.
Saldırıyı Suriye'nin yaptığı konusunda herkes hem fikir, fakat şüpheliler sadece Türk Vatandaşı...
Tesadüfün böylesi, Reyhanlı'da ki 73 MOBESE Kamerasının tamamı bozulmuş saldırıdan birkaç gün önce.

Ve tarihimizin en kanlı saldırısını yaşamamızın üzerinden tam 1 yıl geçti neler mi oldu Reyhanlı da her şey UNUTULDU desek yeridir çünkü Reyhanlı da unuttu Türkiye de unuttu bu can pazarını.

Yapanın yanına kar kaldı giden canlar.

Birileri amaçları için Yüce Milletimizi kullandı, bunları bilmemize rağmen ne Devlet olarak nede millet olarak Reyhanlıya sahip çıkamadık.

Şuan bazı kesimler tarafından bu acı olay ve benzeri bir çok hadise Hükümet-Cemaat arasına sıkıştırılıyor. Unutmayınız insan hayatı üzerine siyaset yapılmaz, hangi taraftan olursa olsun Milletimizin canına kast etmiş olanları sırf siyaset uğruna destekleyip canından olmuş ana-babaları ezmek hak değildir.

Bir şeyler yapmak isteyenler yarayı kaşıyıp kanatmasın artık, elinde güç var ise korusun Ülkesini Milletini...
Erkler bıraksın artık demiştin, yapmışsın, mişsin... muşsunn... u.

Açın gözlerinizi sahip çıkın ülkenize....

Vtk....






6 Mayıs 2014 Salı

İhtilalin Son Durağı



Bugün 6 Mayıs Devrimci Sol gençliğin lideri Deniz Gezmişin ölüm yıl dönümü. 
İhtilal günlerini yaşayanlar ve bilenler için manidar bir gün.

Artık eskisi gibi bilinmez anlatılmaz ihtilal günleri . Yeni nesil bu yaşanmış gerçekliği bir roman gibi zanneder.
Ya diğer taraf acıyı yüreğinde hissedenler?

Mevzunun detayına girmeyeceğiz. İhtilallerde kullanılarak, karşı karşıya getirilerek yitirdiğimiz gençlerimizin ebedi istirahatgahlarında ki  ortak kaderlerine bakacağız.

Yitik bir neslin ortak kaderini oluşturan Ankara Karşıyaka Mezarlığı.

Hiçte sıradan bir mezarlık değildir burası. 12 Eylül Darbesi'nin en acıklı hikâyeleri Ankara Karşıyaka Mezarlığı'nda yatıyor. Acılar unutulmadı. Asılan ve öldürülen yüzlerce vatan evladı bugün Karşıyaka'da sırt sırta yatıyor. Ülkücü ve devrimcilerin fikir babaları ve efsane isimleri aynı yerde.  120 devrimci ile 50 ülkücünün son durağı burası.

Devrimcisinden ülkücüsüne, vurulanından idam edilenine yüzlerce gencin yattığı Karşıyaka Mezarlığı, tek başına bu acı hikâyeyi sırtında taşıyor.

12 Mart öncesinden 12 Eylül 1980'e kadar uzanan süreçte 5 bin 800 kişi öldü.
ihtilalin acı meyvelerini bağrına basan Karşıyaka, bir hiç uğruna karşı karşıya gelen, birbirine silah sıkanların son pusu yeri oldu. Devrimci solcu gençler, ülkücüler, hemen yakındaki karşı tepelerde devletin güvenlik güçleri...
Onlarca vatan evladı, bugün koyun koyuna yatıyor. Kaybeden ise analar babalar, dostlar ve arkadaşlar oldu!

12 Eylül öncesi sağ ve sol hareketlere mensup ölen insanların ve  ihtilal sonrası idam edilenlerin gömüldüğü yer, 'son durak' oldu Karşıyaka. Hayatın öteki yakasında geçenlerin buluştuğu mezarlıktı artık burası.

Ve hiçbirinde ayrım gözetmedi ölüm; sağcı ya da solcu olduklarını bile sormadı...

Bugün ülkücü hareket ile sol örgütlerin lider kadroları ve ihtilalden sonra idam sehpasına giderek aynı sonu paylaşan birçok isim yan yana yatıyor.

İhtilalden sonra idam edilen ülkücü hareketin efsane isimleri; Fikri Arıkan, Ali Bülent Orkan, Mustafa Pehlivanoğlu, 12 Eylül öncesinde solcuların öldürdüğü Yavuz Turhan, Murat Oğuz, Abdullah Gülbahar, Ali Keskin, Aytekin Güner, Ali Alper Demir, Bilal Şahin, Ercüment Yahnici Hürcem Gülsoytırak, Hamza Uzgören, İlhami Balcı, İmdat Can, Lütfü Özdemir, Mustafa Güneş, Süleyman Tumay, Şahin Bingöl, Şükrü Tok, Ümit Kapucu, Yahya Gözütok, Yusuf Baş

Yine ülkücü hareketin tarihinde önemli yere sahip, hareketin kurucularından "Türkmen Ağası" lakaplı MHP Genel Başkan Yardımcısı merhum Dündar Taşer'in (13 Haziran 1972) mezarı da sol örgütlerin idol isimlerinin mezarlarının yanı başında. Türk milliyetçiliğinin lideri Alparslan Türkeş'in ilk eşi Muzaffer Türkeş (ölüm tarihi: 11 Haziran 1974) hanımefendi de burada medfun.

Karşıyaka'da ülkücülerin yanı sıra, Marksist ve sol örgütlerin lider kadroları ve militanları da yatıyor. Türkiye'yi 12 Mart ve 12 Eylül'e sürükleyen süreçte kullanılan ve öldürülen birçok isim buraya gömülmüş.

Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nun (THKO) lideri ve öncülerinden 6 Mayıs 1972'de idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan ve 30 Mart 1972'de Kızıldere'de öldürülen Türkiye Halkın Kurtuluş Partisi- Cephesi'nin (THKP-C) lideri Mahir Çayan ve yine örgütün önemli isimlerinden Ulaş Bardakçı ile diğer örgüt mensuplarının bazılarının mezarları Karşıyaka'da. 12 Eylül öncesi çatışmalarda ölen Ertan Sarıhan, Sebahattin Kurt, Hakan Şenyuva, Kazım Özüdoğru, Hüdayi Arıkan, Sezai Ekinci gibi birçok sol örgüt mensubu ile ihtilalde idam edilen Erdal Eren, Necdet Adalı gibi isimler de burada yatıyor.

Birbirine elli yüz metrelik mesafedeki mezarların birçoğu o gün 'çatıştıkları' ülkücü gençlere de komşu. 


Mustafa Pehlivanoğlu'nun, mezar taşında yazdığı gibi bize de son söz düşer;
“  Vatan Sağolsun…"


Vtk

Kaynak: FATIH UĞUR - MEHMET BAKI, Hakkı Öznur.


5 Mayıs 2014 Pazartesi

Dost Dediğin Nasıl Ola

Mevlana'dan alıntı bir hikayesi var dostun, malumdur her dilde.
Hikayeyi yazmayacağız fakat sonucu üzerinde mühürle neceğiz.
Hikayenin sonunda baba, oğlunu dostuna tekrar gönderir "git hakaret et ikide tokat at" der.
Oğul gider durduk yere yağdırır hakareti üstüne de tokat sallar.
Bunun üzerine dost olan adam o belleklere kazınan, dersten öte ders veren cevabı gelir; derki  dost oğula
"Git babana selam söyle biz bozmayız sarımsak tarlasını öle iki tokada.!"
Daha ne denir bu söz üzerine. Dost dediğin böle olmalı işte cennet kapısından bile dostsuz geçmez dost olan....

Üç Heykel Bir Adam

Üç Heykel 

İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar, ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Onlar için doğum günleri ve bayramlar, ilginç armağanlar göndererek birbirine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıydı.

Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İstediği, birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıydı. Aralarında bir fark olacak ama bu farkı sadece ikisi bilecekti.

Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderildi. Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu. Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar: "Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver."

Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama aralarında bir fark göremediler.

Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu. Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber gönderdi. İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı. Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı.

Genç önce heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi. Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı. İkinci heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı. Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı. Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyordu.

Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı yazdı: "Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir. Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir. En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır."


2 Mayıs 2014 Cuma

Siyasete Yeni Yüzler Geliyor

İktidar Partisi Ak Partinin aldığı son karar ile birlikte Cumhurbaşkanlığına ilk aday gayri resmi olarak açıklanmış oldu.
Günlerdir süre gelen Abdullah Gül - Recep Tayyip Erdoğan ikilisinden hangisinin Cumhurbaşkanı olacağına karar verildi gibi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan partisinin aldığı 3 dönem kuralına devam kararı ile Cumhurbaşkanlığı koltuğuna aday olduğunu resmen olmasa da açıklamış oldu.
Ak Partinin bu kuralı devam kararı ile siyaset sahnesine yeni yüzler dahil olacak. Tekrar vekil olamayacak 70 kadar ismin yerine yeni yüzler gelecek ve parti başkanlığına da büyük ihtimalle Numan Kurtulmuş getirilecek.

Buraya kadar her şey gayet normal fakat Başbakan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığını yetkisiz olarak kabul edeceğiniz hiç sanmıyorum. Bu nedenle önümüzdeki günlerde muhtemeldir ki Cumhurbaşkanlığının yetkisi artırılacak. Bu süreç Rus modelinde ki gibi emanetçi olacak Kurtulmuş sayesinde daha kolay ve istenilen yönde yapılacaktır.

12 yıl önce kurulduğunda Türk Siyaset Tarihinde 3 dönem kuralı ile önemli bir adım atan  Ak Parti 2015 Genel seçimlerinde iktidarını devam ettirdiği taktirde büyük bir değişim daha yaparak ülkemize Devlet Başkanlığı Sistemini de getireceğe benziyor.

Vtk

1 Mayıs 2014 Perşembe

Bir Varmış Bir Yokmuş

Ne tuhaf demi !!
Bir anda yok olmak, oysa daha şimdi vardı....
Ellerinizle tuttuğunuz şeyin bir anda yok olması, metafizik değil bu düpedüz gerçek.
Yaşamın acı tokadı bu.
Akıl almaz bi şekilde bildiğiniz her şeyi unutturan bir yok oluştur bu.
Var olmakla yok olmak arasında ne var? Cevap her kişide değişebilir fakat değişmeyen tek şey olandır.
Film her zaman aynı sonla biter...YOK...

Hayat da böyle değil midir, az öncelerden geriye kalan sadece yokluk hissi, boşluğun sonu, sessizlik....

Ne tuhaf demi...
Bir Varmış Bir Yokmuş.


12 Nisan 2014 Cumartesi

KİMİN KUTLU DOĞUMU?

KİMİN KUTLU DOĞUMU?

Hiç düşündünüz mü nerden çıktı bu kutlu doğum haftası?
Kimlerin fikri ve neden yapıldı?
Neden her yıl aynı haftada kutlanır? Oysa dini günlerimiz Hicri Takvime göre her yıl on gün ilerler.
Buyurun işte ucubelerin yüce dinimize Bidat çalışması. (Bidat: Dine sonradan katılan vecibeler ve mevcut vecibelerin değiştirilmesi. Kısacası dinde değişiklikler.)
Dünyada sadece Türkiye’de kutlanan kutlu doğum haftası 1989 yılında Nur Cemaatinin desteği ile etkinlikler düzenlenerek kutlanmaya başlar. 1994 yılında ise tarih sabitlenir 20-27 Nisan haftası Kutlu Doğum Haftası olur.
Resmi Genelgeler ile belirlenen Peygamber Efendimizin doğum günü 2008 yılında ki bir genelge ile tekrar değiştirilerek 14-20 Nisan haftasına alınır. Gerekçe 23 Nisan Bayramı ile çakışması.
Peki dinimizde değişiklik yapmaya çalışılmasının amacı nedir. İcat edilen Kutlu Doğum Haftası ile eşsiz dinimizi diğer dinlere özelliklede Hristiyanlığa benzetme çabası neden yapılmıştır.

Protestan İslam çabası kime fayda sağlayacak?

İslam’ın ilkeleriyle ve emirleriyle taban tabana zıt bir kültür şeklinde harcama/alışveriş haftası oluşturma çabası, 23 Nisan Egemenlik Bayramının sabote edilerek alternatif olarak Peygamberimizin doğum gününün kutlanması ne kadar İslami ne kadar doğrudur.
Tüm bunlara rağmen Kutlu Doğum Haftasının asıl amacının 27 Nisan tarihinde doğmuş olan bir zatın kutsallaştırma çabası olabilme ihtimali ve buna destekte kusur etmeyen zamanın erkanının “zata hizmetin dine hizmet “ olacağını savunarak hareket etmesi Bidat değilmidir.
Ey! Türk Milleti.
Ucubelerin Dinimiz ve ülkemiz üzerinde oynadığı oyuna dur deme vakti gelmiştir. Halkımız bilinçlenip ucubelerin yerleştirdiği yapıları terk etmelidir.
Yüce Dinimizi değiştirmeye çalışan bu haşhaşilere, zamanında destek olan hükümetimizin de yapılan yanlışlardan bir an önce dönmesi gerekmektedir. Resmiyete giren zatın kutlama törenleri resmen kaldırılmalıdır.
Vtk

Kaynak





2012 yılında Kutlu Doğum Haftası için teklif edilen logo

7 Nisan 2014 Pazartesi

Genetik Facia

Genetik Facia

Genetiği ile oynanmış gıdaları gördük hatta alıştık onlara fakat genetiği ile oynanmış insan türüne alışamadık daha.
Bu nasıl bir türdür arkadaş, ar damarı bu türde bulunmaya utanmış.
Vefasızlık bu türün damarlarında dolaşan kan olmuş, ihanet kalp atışlarının yerini almış.
Menfaat bunların gıdaları, Karaktersizlik nefesleri olmuş.

Eskiden her devrin adamları vardı, mumla arar olduk onları.
Her başarıda ellerinde çanakla dolaşan GDO 'lu İnsan türümüz var artık.
Bu türün genetik yapısını çözmede Tıp yetersiz kalmıştır.
Omurgasız olarak nitelenen bu tür menfaatleri için ne yasa dinler ne din, nede vefa onlar için önemlidir.
Bu türün genetik değişiminde damarlarına ihanet enjekte edilmiştir.
Hiç bir mücadelede zerrece emeği olmayan bu türün başarıda en ön saflarda olması şaşırtmıyor artık en arkada bulunan emekçileri.

Ey! GDO'lu Tür
İnsanoğlu senin farkında dün ve bugün yaşadın fütursuzca bundan sonra yaşayamazsın dostların, ahde vefanın arasında.

vtk

25 Mart 2014 Salı

YASAK....

YASAK....

Dünya Tarihinde herşey bir yasakla başladı.
Yasaklar, insanın bu Dünya’da varoluş sürecinin başlangıç noktasıdır.
Yasak meyveyi yiyen Adem ve Havva, cennet bahçesinden kovuldular.


İsyankarlığımız sonucunda “Yasaklar delinmek içindir.” diye geçiririz içimizden her zaman ve delmeye

çalışırız yasaklarımızı.


Kimimiz de yasaklara harfiyen uymaya çalışırız. Ama içimizde derinlerden bir ses, kırmızı ışıkta geçmenin,

girilmez bölgeye girmenin ve yasaların tersine gitmenin hazzının başka bir yerde olmadığını fısıldar bize. Bu

fısıltı yılan gibidir, Koynumuza sokulur bazen ve bizi ikilemde bırakır, kendi kendimize sordurur: “Acaba

yapsam mı?”

İnsanoğlunun maruz kaldığı ve uygulayıp deldiği yasaklar çeşit çeşittir.
Devletin koyduğu yasalar çerçevesindeki kurallar ve yasaklar,
Anne-babalarımızın bize küçükken yasakladığı şeyler,
Bir de bizim kendimize yasakladıklarımız veya yasaklamaya çalıştıklarımız vardır.


Pisikolojik araştırmalar sonucunda yasaklarla ilgili çıkan sonuçta; insanların kendilerini bir şeyden zorla

mahrum bırakmaya çalışmaları, onların o kendilerini mahrum bıraktıkları şeyi daha çok istemelerine sebep

oluyor.
Bir şeyi popüler yapmak istiyorsanız, önce onu yasaklamalısınız. insanlığın ilgisini çekmek için bundan daha

iyi bir yol varmıdır en etkili ve kolay yol.

Karar vermek lazım;
yasakları çiğneyip haz alamk mı?
kurallara tam olarak uyarak heycansız bir hayat mı?
daha cazip gelir.

VTK