Translate

25 Mart 2014 Salı

YASAK....

YASAK....

Dünya Tarihinde herşey bir yasakla başladı.
Yasaklar, insanın bu Dünya’da varoluş sürecinin başlangıç noktasıdır.
Yasak meyveyi yiyen Adem ve Havva, cennet bahçesinden kovuldular.


İsyankarlığımız sonucunda “Yasaklar delinmek içindir.” diye geçiririz içimizden her zaman ve delmeye

çalışırız yasaklarımızı.


Kimimiz de yasaklara harfiyen uymaya çalışırız. Ama içimizde derinlerden bir ses, kırmızı ışıkta geçmenin,

girilmez bölgeye girmenin ve yasaların tersine gitmenin hazzının başka bir yerde olmadığını fısıldar bize. Bu

fısıltı yılan gibidir, Koynumuza sokulur bazen ve bizi ikilemde bırakır, kendi kendimize sordurur: “Acaba

yapsam mı?”

İnsanoğlunun maruz kaldığı ve uygulayıp deldiği yasaklar çeşit çeşittir.
Devletin koyduğu yasalar çerçevesindeki kurallar ve yasaklar,
Anne-babalarımızın bize küçükken yasakladığı şeyler,
Bir de bizim kendimize yasakladıklarımız veya yasaklamaya çalıştıklarımız vardır.


Pisikolojik araştırmalar sonucunda yasaklarla ilgili çıkan sonuçta; insanların kendilerini bir şeyden zorla

mahrum bırakmaya çalışmaları, onların o kendilerini mahrum bıraktıkları şeyi daha çok istemelerine sebep

oluyor.
Bir şeyi popüler yapmak istiyorsanız, önce onu yasaklamalısınız. insanlığın ilgisini çekmek için bundan daha

iyi bir yol varmıdır en etkili ve kolay yol.

Karar vermek lazım;
yasakları çiğneyip haz alamk mı?
kurallara tam olarak uyarak heycansız bir hayat mı?
daha cazip gelir.

VTK

20 Mart 2014 Perşembe

UNUTTUK MU? VAZ MI GEÇTİK?




UNUTTUK MU? VAZ MI GEÇTİK?
Nevruz bizim Bayramımız değil mi?

Birçok kültürel değerimizi unutup vazgeçtiğimiz, birilerinin isteğiyle birilerine kaptırdığımız gibi M.Ö 8. Yüzyıldan bu yana kutladığımız Nevruz Bayramımızdan da mı vaz geçeceğiz?

Türk Milleti beş bin yıldan bu yana, var olduğu, yaşadığı, hükmettiği Çin Seddi’nden, Adriyatik’e Rusya Steplerinden Kuzey Afrika’ya uzanan coğrafyada Nevruz bayramını kutlamış ve kutlamaktadır.

Nevruz Bayramı'nın Anadolu'da ve Türk kültürünün yayıldığı bölgelerde de son derece köklü ve zengin bir geçmişi vardır.

Nevruz Bayramı; Nevruz-i Sultani, Sultan Nevruz, Sultan Navrız, Navrız, Mart Dokuzu gibi adlarla da anılmaktadır.

Oniki Hayvanlı Türk Takviminde ve Melikşah'ın Celali Takvimi'nde yılbaşı olarak belirlenen 21 mart, Divanü Lügati't-Türk'te de ilkbaharın gelişi olarak belirtilmiştir.

Türk edebiyatı ve musikisine de Nevruz; Nevruz-ı Asl, Nevruz-ı Arap, Nevruz-ı Bayati, Nevruz-ı Hicaz, Nevruz-ı Acem ve Nevruz-ı Seba olarak girmiştir.

Türklerde Nevruz hakkında başlıca rivayet, bugünün bir kurtuluş günü olarak kabul edilmesidir.
Yani Ergenekon'dan çıkıştır.
Nevruz Bayramı, Türklerin Ergenekon'dan demirden dağı eritip çıkmalarını, baharın gelişini, doğanın uyanışını temsil eder. Doğu Türkistan'dan Balkanlara kadar tüm Türk kavimleri ve toplulukları tarafından, M.Ö. 8. yüzyıldan günümüze kadar her yıl 21 Mart'ta Nevruz Bayramı kutlanır.

“Asya Hunları, Tsı-mach’nin Tarihi Hatıralar isimli eserinde belirttiğine göre “Her yılın birinci ayı olan yılbaşında (Mart ayı) Hun beyleri Tan-Hu ordugâhında toplanmakta, kendi âdetlerine göre kutlamalar yapmakta, ibadetlerini yerine getirmektedirler.” Fan-Ye’nin Sonraki Han Sülâlesi Tarihi (M.S. 25-200) adlı eserinde “Hunlar örf ve âdetlerine göre Mart, Ağustos, Aralık olmak üzere yılda üç defa toplanıp Tanrı’ya kurban sunup törenler yaparlardı.” denilmektedir. Tabagaçlar (315-557), Kök-Türkler (552-774), Uygurlar (745-840), Kırkız Kağanlığı (840-920) ve İlhanlılar (1220-1350) da bu geleneğin devam ettiği eski Türk takvimine göre birinci ay olan Mart ayında yeni yıl, yılbaşı, ilkbahar bayramının törenlerle kutlandığı tarihi kaynaklardan görülmekte ve bilinmektedir.” ( Kaynak; M. Yavuz ELBİRLER)

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında, Ergenekon/Nevruz bayramı resmi bayram niteliğinde kutlanmakta idi. 1925 yılında Ankara’da Nevruz Bayramı nedeniyle Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurunda yapılan bir resmigeçitte askeri kıtaların önlerinde “Gök Sancaklar, Alsancaklar” olduğu halde törene katıldıkları bilinmektedir.

Ancak! Ne hikmetse biz bunları unuttuk daha doğrusu unutturmaya çalıştılar.
Biz Nevruz’u Ergenekon'dan çıkış, baharın gelişi, doğanın uyanışı ve geleneğimiz olarak kutlamakta iken birileri her yıl 21 Mart’ta Nevruz terörü düzenlemeye başladılar.
Bu Nevruz, bildiğimiz Nevruz Bayramı değil başka bir şey.

Ülkemizin öz be öz Türk evladı olan, on binler Kürt diye ayrı bir milletten olduklarına inanıp ilkbahar bayramını, kurtuluş, başkaldırı, örgüt vs. düşüncelerle kargaşa ve anarşistçe kutlamaya başladı.

Her ne olursa olsun öz yurdunuzda öz bayramınızı kutlamaktan vaz geçmeyin….



12 Mart 2014 Çarşamba

İHANET

Bürütüs'ün Sezara ihaneti, ihanet tarihinin miladı olarak sayılır.
Ne yaman çelişkidir ki, insanlık tarihinin tek başına kaldıramayacağı ihanet duygusu,
insanlık tarihinin kaldıracı oluyor.
Dostların yolları acıların depremiyle ayrıldıkça yollar dağları tepeleri aşıyor.
İhanetler, iktidar kavgalarının dost hançerleriyle yazılmıyor  ki yalnızca....
Kıvılcımı yakan ve dostları vefa rayından çıkaran, ihanete zemin hazırlayan hainler vardır.
Ve ilahi adalet, her ihanet hançeri mutlaka ki tutan ele geri döner...