Translate

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Sendikacı ....

Bekir Coşkun'dan güzel ve bir o kadar önemli bir yazı...

Patronun sömürmesi yetmiyor…Sizi sömürecek birisini de kendiniz seçiyorsunuz…Biz buna “sendikacı” diyoruz…
*
Patrona benzemiyor..İşçiye de benzemiyor…İkisinin ortası…Parlak takım giyiyor diyelim, ama çorapları kısa baklava dilimli…İşçiler genelde cılızdır, bunun kemerinin üzerine sarkmış göbeği vardır ve sendikacının göbeği sonradan büyüdüğü için, portakala batırılmış iki kürdan gibi gider…Akşamları restoranlarda rakı içer…Memleket meselelerini anlatır sana, peynir kavun ile…En yüksek dozda sosyal olsun, siyasi olsun, kültürel olsun, her konuda derin bilgisi vardır, bağırarak konuşur, garson dinler gülümser…
*
Büyük ve lüks bir makam arabası vardır…Şoförü takım elbiseli, hatta daha şıktır… Koşar kapıyı açar… Ayıkken önce kıçı girer arabasına, restoran çıkışında önce kafası…Makam odası kocamandır ahşap kaplı ve görkemli bir büyük maun masa ile deri koltukları yine kocamandır…Birçok sekreteri vardır, birisi şişman…Onlara arada bir bağırır…İşçiyi temsil eder, yeryüzünde Jaguar’a binen tek sendikacı Türkiye’den çıkmıştır… 45 yıllık sendikacı gördük mesela, iki kere milletvekili olup döndü geldi ki işçiyi temsil etsin… Oğluna televizyon, gelinine market açan var…
*
3000 işçilik bir madende devletin kaç denetçisi vardır diyelim…Üç ya da beş…Bunun 3000 denetçisi oradadır…Ama işçi ölümlerinde Türkiye Avrupa birincisi, dünya ikincisidir…Çünkü işçilerin dertleri, acıları, canları sendikacının umurunda değildir…Görmez…Duymaz…Umursamaz…
*
Ve 301 işçinin öldüğü dünyanın en büyük işçi katliamlarından birisinde sıradan insanlar iktidardan hesap sordular…Kimisi adam gibi işçi örgütleri “hesap” istedi, kimisi kahrından işi bıraktı, kısacası dizine vurmayan kalmadı…Onun sesi çıkmadı…O sendikacının görevi, işçiyi iktidarın kölesi olarak tutmaktır çünkü…Gerisi onu ırgalamaz…
*
İşçiyi satmak karşılığında, orada oturmaktır derdi…Kömür küreğini soksan…Aldırmaz……
vtk

26 Mayıs 2014 Pazartesi

ADAYIMIZI BİZ BELİRLEYELİM Cumhurbaşkanımız Kim Olsun?




Cumhurbaşkanımız Kim Olsun?

Önümüzdeki yaz günlerinin, sadece mevsimsel sıcaklık değil yönetimsel bir sıcaklıkla iki kat bunaltıcı ve hararetli yaşanacağı malum.
Ağustos ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminin ön hazırlıkları başladı. Muhalefet liderleri ortak aday arayışında çalışmalarını yürütmekte, ismi öne çıkan ortak bir aday bulamadılar henüz. İktidar partisinde ise aday belirleme biraz olsun muhalefete göre kolay iki isim üzerinde duruluyor mevcut Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül ve Başbakan R.Tayyip Erdoğan.

İlk defa halkın seçeceği Cumhurbaşkanını belirlemede siyasi iradenin etkin olacağı aşikar.
İktidar, kim Cumhurbaşkanı olsun kararsızlığında, Muhalefet ise ortak aday bulalım uzlaşalım derdinde. Her iki kesimde kendi çevrelerinde bu işi için çalışıyor fakat önemli bir konu es geçiliyor yada önemsenmiyor.

Halkın seçeceği Cumhurbaşkanını, seçim öncesi halktan bi taraf şekilde belirleme çalışmaları yetersiz ve itinasız bi çalışmadır.

ADAYIMIZI BİZ BELİRLEYELİM
10 Ağustosta sandıkta seçeceğimiz adayımızı şimdiden belirleyelim halk olarak. Belki büyük bir etkisi olmayacaktır görüşlerin, belki önemsenmeyecektir fakat halk olarak da bu işe bilinçli yaklaştığımızı gösterelim.

İlk defa yapacağımız bu seçimde mutlaka bazı aksaklıklar olacaktır. Daha önce örneğini yaşamadığımız için hoşgörülü olmamız lazım. Fakat seçimi organize edecek olan kurumlarında gerekli açıklamalar ve yönlendirmeler ile bu aksaklıkları en alt seviyeye indirmeleri gerekmektedir.

NOT:
HERKES CUMHURBAŞKANI OLARAK GÖRMEK İSTEDİĞİ İSMİ YORUM OLARAK YAZARSA ÇORBADA BİZİMDE BİR NEBZE OLSUN TUZUMUZ OLUR.






23 Mayıs 2014 Cuma

Zerzevat-ı Farikalar

Adalet mülkün temelinde kalmış kimsenin umurunda değil.
Enkaz altında kalan hak hukuk insanlık üçlemesi vicdanı yetim bırakarak ezilmesine neden olmuş.

Vicdan dan yoksun olarak yaratılmış kişiler fütursuzca saldırıda, ahkam kesmede.
Bu alameti farika dediğimiz yaratılmışlar kendilerini üstün varlık olarak görmektedirler, gerçek ise bildikleri fakat hiç bir zaman yüzleşemedikleri kadar acıdır onlar için.

Yüce Mevla geçici dünya zevkleri ve makamları ile onlara kurtuluş şansı vermiştir fakat onlar fıtratlarında ve genlerinde olduğu gibi ellerinde ki bu gücü ebedi zannedip zulmetmekte, güçsüz kalanın üstüne basmaktadırlar.

HAK Allah tarafından insanoğluna verilmiş bir hediyedir. Bunun aksi veyahut eksiği mümkün değildir. Kendini üstün zanneden zerzevat-ı farikalar unutmamalıdır ki Hak'ın sahibi her zaman Hak'ını korur, gözetir.

İki nefes arasında yaşadığımız bu geçici alemde, ebediyetimizin temellerini atmaktayız. Temelin sağlamlığı Hak ile mümkündür. Her bireyin iki Hakkı vardır biri kendinin hakkıdır diğeri de kul hakkıdır. İnsan kendi hakkını savunduğu derecede saygı duymalıdır diğer hak sahiplerine.

Siz siz olun Hak yemeyin, her kim olursa olsun Hakka saygı duymayanla bir olmayın.
Zalimin yanında ki de zalimdir aynı derecede suçludur.
Zulme karşı sessiz kalan dilsiz şeytandır, zerzevattan farksızdır.

Vtk

Buraya kadar olan laf kalabalığı bendendi son söz Yunus'tan olsun.


Bir kez gönül yıktın ise 
Bu kıldığın namaz değil 
Yetmiş iki millet dahi 
Elin yüzün yumaz değil 

Bir gönülü yaptın ise 
Er eteğin tuttun ise 
Bir kez hayır ettin ise 
Binde bir ise az değil 

Yol odur ki doğru vara 
Göz odur ki Hak’kı göre 
Er odur alçakta dura 
Yüceden bakan göz değil 

Erden sana nazar ola 
İçin dışın pür nur ola 
Beli kurtulmuştan ola 
Şol kişi kim gammaz değil 

Yunus bu sözleri çatar 
Sanki balı yağa katar 
Halka matahların satar 
Yükü gevherdir tuz değil



Yunus Emre







19 Mayıs 2014 Pazartesi

Suçlu Kim ?

Yüce bir Dinden ulu bir Milletten, nasıl bir topluma dönüştük anlaması zor.
Başımıza gelen her olayda birilerini suçlayıp duruyoruz. Yapılması gerekenler ne ise onları tespit edip yapmaktansa en kolay yolu seçip birilerini suçlarız.

Sağcısı solcuyu, solcu sağcıyı, muhalefeti iktidarı, iktidarı muhalefeti, avukatı hakimi hakimi savcıyı v.s suçlar gider.

Oysaki "Bir musibet bin nasihatten evladır" atasözünün torunları olarak yaşadıklarımızdan ders çıkarmamız gerekir. Kolayı seçmeden iftira boyutuna gelmeden suçlamalarımız.

Yüreğimizi yakan SOMA faciasında böyle olmadı mı?
Yandık diyen, neredeyse herkes birilerini suçladı. Suçlu kim demekten çözümü unuttuk ve bir daha can kaybı olmaması için neler yapılması gerekir sorusunu sormayı akıl edemedik.

Suçlamalarımız o kadar gayri ahlaki boyuta geldi ki, Kara bir ekmek için canını veren madencilerimiz bile suçlanarak müstahak dendi. Olacak şey değil bu.

Milletimizin en büyük özelliklerinden biri de kötü günlerde birlik olabilmektir. Yaşadığımız bu kara günlerde görüldü acıyı paylaşmanın önemi.

Gelin hep birlikte suçlu aramayalım!
Çözüm bulalım.

Kim yaptı değil ne yapmalıyız diyelim.
Yeri geldiğinde öz eleştiri yapmaktan çekinmeyelim.

İllaki bir suçlu mu lazım?
Soma faciasında yüreğimiz yandı diyen herkes suçludur. Önlem almadığımız için, giden canlardan sonra hesap sormaya kalktığımız için.

Hepimiz suçluyuz arkadaş!
İktidarı da, muhalefeti de, yöneticiyi de, çalışanı da, öleni de biz belirlemiyor muyuz? bu ülkede yaşayan bir birey olarak. O halde herkes suçludur payına düştüğü kadar.





13 Mayıs 2014 Salı

Tatlı bir ölüm mü teselli edecek !





Allah'tan gelene eyvallah der milletimiz. Kaderine razı gelir fakat ya kuldan gelene, kullardan gelene ne demeli.
Onlarca can gitti birkaç saat içerisinde belki dahada gidecek. kim sorumlu bundan kim ve kimler hesap verecek.
Tatlı bir ölüm mü teselli edecek!!!

Evde babasını bekleyen yavruya kim cevap verecek "Babam Nerde" dediği zaman.
Var mı bu yüreği taşıyabilecek siyasi yetkili her kim ise var mı?

Onu bunu geçin artık beyler geride kalana sahip çıkıp, bu olayda sorumluluğu olan herkesin hesabını sormak gerekiyor.
Ve en önemlisi bundan böyle "Kara Ölüm" olmaması için ne gerekiyorsa yapılmalı bir an önce, laf ile değil icraatla, yürekle, mantıkla yapılmalı.



Edepsizlik mi? Devlete Saygısızlık mı?

Metin Feyzioğlu mu edepsiz ?
Başbakanın davranışımı yanlış ?
Yada tüm bunlar bi tarafa Cumhurbaşkanına yapılan saygısızlık mı edepsizlik ?

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin en üst makamı olan Şerefli Cumhurbaşkanlığı, hiç bir şeye alet edilemez ve bulunduğu mekanda saygısızlık yapılamaz.
Devlet adabı her kim olursa olsun kusursuz bir saygı gerektirir.
Cumhurbaşkanının olduğu yerde, Devlet vardır ve Devlet her şeyden önce gelir.

Adaletin olduğu yerde ukalaca bir tavır ile siyasete yakın konuşmak yanlış bir davranıştır. Yargı kararlarında siyaseti düşünmeden ve en önemlisi eğilmeden vermelidir. Bu bakış açısıyla Yargı merkezinde siyasete yaklaşmamak, siyasi tahrikler yapmamak lazım.

Yargının merkezinde yapılmış yanlışlara ve tahriklere fevri ve Devlet adabına aykırı davranmamakta önemlidir. Sonuç istenmeyen kabul edilmeyen  davranışlara yol açabilir.

Kanımca o koca salonda izlediğimiz oyunun mazlumu ve saygısızlığa uğrayanı Cumhurbaşkanımızdır.
Cumhur'un Başkanının olduğu yerde kusursuz bir saygı gereklidir,
O varken kimse kafasına göre takılamaz,
O salonu terk etmeden hiç kimse terk edemez.
Onun olduğu yerde, kürsüyü hiç kimse istediği gibi işgal edip şaklabanlık yapamaz.

Vtk.




12 Mayıs 2014 Pazartesi

Dost sanma


Sanma sakın herkesi sen sadıkâne yâr olur 
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyar olur 
Sadıkâne belki ol âlemde serdar olur 
Yâr olur ağyar olur serdar dildâr olur. 

Yavuz Sultan Selim 


Şiir yazmaya çalışanlara naçizane bir örnek. Şiiri ne şekilde okursanız okuyun anlamı değişmiyor.

9 Mayıs 2014 Cuma

Kanlı Zaman - 11 Mayıs 2013 Saat 13:37




Türkiye Cumhuriyeti, tarih yaprakları 11 mayıs 2013 gösterdiğinde  tarihinin en kanlı saldırısını Reyhanlı'da yaşıyordu. Peş peşe iki saldırı olmuştu bomba yüklü araçların patlatılması ile.
Saat 13:37 ilk patlama Reyhanlı Belediye  binası önünde.
Saat 13:40 ikinci patlama PTT binası önünde.

Resmi rakamlara göre 52 vatandaşımız hayatını kaybetmiş 146 kişide yaralanmıştı. Yazılı evraklarda rakamlar böyleydi gerçekte ise çok farklıydı.
52 ve 146 sayılarının gerçeği yansıtmadığını ve yaşanan dramın ne kadar büyük olduğunu Reyhanlı'da canı yananlar çok iyi biliyordu.
Tuhaflıklar da vardı bu sahte sayılar arasında.
Mesela, hiç Suriyeli yoktu 52 içerisinde. Oysaki Suriyelilerin her zaman yoğun olduğu ve seyyar satıcılık yaptıkları yerde patlamalar olmuştu. Ama hiç kimse o gün Suriyeliler neredeydi diye sormadı.
Saldırıyı Suriye'nin yaptığı konusunda herkes hem fikir, fakat şüpheliler sadece Türk Vatandaşı...
Tesadüfün böylesi, Reyhanlı'da ki 73 MOBESE Kamerasının tamamı bozulmuş saldırıdan birkaç gün önce.

Ve tarihimizin en kanlı saldırısını yaşamamızın üzerinden tam 1 yıl geçti neler mi oldu Reyhanlı da her şey UNUTULDU desek yeridir çünkü Reyhanlı da unuttu Türkiye de unuttu bu can pazarını.

Yapanın yanına kar kaldı giden canlar.

Birileri amaçları için Yüce Milletimizi kullandı, bunları bilmemize rağmen ne Devlet olarak nede millet olarak Reyhanlıya sahip çıkamadık.

Şuan bazı kesimler tarafından bu acı olay ve benzeri bir çok hadise Hükümet-Cemaat arasına sıkıştırılıyor. Unutmayınız insan hayatı üzerine siyaset yapılmaz, hangi taraftan olursa olsun Milletimizin canına kast etmiş olanları sırf siyaset uğruna destekleyip canından olmuş ana-babaları ezmek hak değildir.

Bir şeyler yapmak isteyenler yarayı kaşıyıp kanatmasın artık, elinde güç var ise korusun Ülkesini Milletini...
Erkler bıraksın artık demiştin, yapmışsın, mişsin... muşsunn... u.

Açın gözlerinizi sahip çıkın ülkenize....

Vtk....






6 Mayıs 2014 Salı

İhtilalin Son Durağı



Bugün 6 Mayıs Devrimci Sol gençliğin lideri Deniz Gezmişin ölüm yıl dönümü. 
İhtilal günlerini yaşayanlar ve bilenler için manidar bir gün.

Artık eskisi gibi bilinmez anlatılmaz ihtilal günleri . Yeni nesil bu yaşanmış gerçekliği bir roman gibi zanneder.
Ya diğer taraf acıyı yüreğinde hissedenler?

Mevzunun detayına girmeyeceğiz. İhtilallerde kullanılarak, karşı karşıya getirilerek yitirdiğimiz gençlerimizin ebedi istirahatgahlarında ki  ortak kaderlerine bakacağız.

Yitik bir neslin ortak kaderini oluşturan Ankara Karşıyaka Mezarlığı.

Hiçte sıradan bir mezarlık değildir burası. 12 Eylül Darbesi'nin en acıklı hikâyeleri Ankara Karşıyaka Mezarlığı'nda yatıyor. Acılar unutulmadı. Asılan ve öldürülen yüzlerce vatan evladı bugün Karşıyaka'da sırt sırta yatıyor. Ülkücü ve devrimcilerin fikir babaları ve efsane isimleri aynı yerde.  120 devrimci ile 50 ülkücünün son durağı burası.

Devrimcisinden ülkücüsüne, vurulanından idam edilenine yüzlerce gencin yattığı Karşıyaka Mezarlığı, tek başına bu acı hikâyeyi sırtında taşıyor.

12 Mart öncesinden 12 Eylül 1980'e kadar uzanan süreçte 5 bin 800 kişi öldü.
ihtilalin acı meyvelerini bağrına basan Karşıyaka, bir hiç uğruna karşı karşıya gelen, birbirine silah sıkanların son pusu yeri oldu. Devrimci solcu gençler, ülkücüler, hemen yakındaki karşı tepelerde devletin güvenlik güçleri...
Onlarca vatan evladı, bugün koyun koyuna yatıyor. Kaybeden ise analar babalar, dostlar ve arkadaşlar oldu!

12 Eylül öncesi sağ ve sol hareketlere mensup ölen insanların ve  ihtilal sonrası idam edilenlerin gömüldüğü yer, 'son durak' oldu Karşıyaka. Hayatın öteki yakasında geçenlerin buluştuğu mezarlıktı artık burası.

Ve hiçbirinde ayrım gözetmedi ölüm; sağcı ya da solcu olduklarını bile sormadı...

Bugün ülkücü hareket ile sol örgütlerin lider kadroları ve ihtilalden sonra idam sehpasına giderek aynı sonu paylaşan birçok isim yan yana yatıyor.

İhtilalden sonra idam edilen ülkücü hareketin efsane isimleri; Fikri Arıkan, Ali Bülent Orkan, Mustafa Pehlivanoğlu, 12 Eylül öncesinde solcuların öldürdüğü Yavuz Turhan, Murat Oğuz, Abdullah Gülbahar, Ali Keskin, Aytekin Güner, Ali Alper Demir, Bilal Şahin, Ercüment Yahnici Hürcem Gülsoytırak, Hamza Uzgören, İlhami Balcı, İmdat Can, Lütfü Özdemir, Mustafa Güneş, Süleyman Tumay, Şahin Bingöl, Şükrü Tok, Ümit Kapucu, Yahya Gözütok, Yusuf Baş

Yine ülkücü hareketin tarihinde önemli yere sahip, hareketin kurucularından "Türkmen Ağası" lakaplı MHP Genel Başkan Yardımcısı merhum Dündar Taşer'in (13 Haziran 1972) mezarı da sol örgütlerin idol isimlerinin mezarlarının yanı başında. Türk milliyetçiliğinin lideri Alparslan Türkeş'in ilk eşi Muzaffer Türkeş (ölüm tarihi: 11 Haziran 1974) hanımefendi de burada medfun.

Karşıyaka'da ülkücülerin yanı sıra, Marksist ve sol örgütlerin lider kadroları ve militanları da yatıyor. Türkiye'yi 12 Mart ve 12 Eylül'e sürükleyen süreçte kullanılan ve öldürülen birçok isim buraya gömülmüş.

Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nun (THKO) lideri ve öncülerinden 6 Mayıs 1972'de idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan ve 30 Mart 1972'de Kızıldere'de öldürülen Türkiye Halkın Kurtuluş Partisi- Cephesi'nin (THKP-C) lideri Mahir Çayan ve yine örgütün önemli isimlerinden Ulaş Bardakçı ile diğer örgüt mensuplarının bazılarının mezarları Karşıyaka'da. 12 Eylül öncesi çatışmalarda ölen Ertan Sarıhan, Sebahattin Kurt, Hakan Şenyuva, Kazım Özüdoğru, Hüdayi Arıkan, Sezai Ekinci gibi birçok sol örgüt mensubu ile ihtilalde idam edilen Erdal Eren, Necdet Adalı gibi isimler de burada yatıyor.

Birbirine elli yüz metrelik mesafedeki mezarların birçoğu o gün 'çatıştıkları' ülkücü gençlere de komşu. 


Mustafa Pehlivanoğlu'nun, mezar taşında yazdığı gibi bize de son söz düşer;
“  Vatan Sağolsun…"


Vtk

Kaynak: FATIH UĞUR - MEHMET BAKI, Hakkı Öznur.


5 Mayıs 2014 Pazartesi

Dost Dediğin Nasıl Ola

Mevlana'dan alıntı bir hikayesi var dostun, malumdur her dilde.
Hikayeyi yazmayacağız fakat sonucu üzerinde mühürle neceğiz.
Hikayenin sonunda baba, oğlunu dostuna tekrar gönderir "git hakaret et ikide tokat at" der.
Oğul gider durduk yere yağdırır hakareti üstüne de tokat sallar.
Bunun üzerine dost olan adam o belleklere kazınan, dersten öte ders veren cevabı gelir; derki  dost oğula
"Git babana selam söyle biz bozmayız sarımsak tarlasını öle iki tokada.!"
Daha ne denir bu söz üzerine. Dost dediğin böle olmalı işte cennet kapısından bile dostsuz geçmez dost olan....

Üç Heykel Bir Adam

Üç Heykel 

İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar, ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Onlar için doğum günleri ve bayramlar, ilginç armağanlar göndererek birbirine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıydı.

Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İstediği, birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıydı. Aralarında bir fark olacak ama bu farkı sadece ikisi bilecekti.

Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderildi. Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu. Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar: "Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver."

Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama aralarında bir fark göremediler.

Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu. Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber gönderdi. İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı. Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı.

Genç önce heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi. Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı. İkinci heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı. Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı. Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyordu.

Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı yazdı: "Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir. Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir. En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır."


2 Mayıs 2014 Cuma

Siyasete Yeni Yüzler Geliyor

İktidar Partisi Ak Partinin aldığı son karar ile birlikte Cumhurbaşkanlığına ilk aday gayri resmi olarak açıklanmış oldu.
Günlerdir süre gelen Abdullah Gül - Recep Tayyip Erdoğan ikilisinden hangisinin Cumhurbaşkanı olacağına karar verildi gibi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan partisinin aldığı 3 dönem kuralına devam kararı ile Cumhurbaşkanlığı koltuğuna aday olduğunu resmen olmasa da açıklamış oldu.
Ak Partinin bu kuralı devam kararı ile siyaset sahnesine yeni yüzler dahil olacak. Tekrar vekil olamayacak 70 kadar ismin yerine yeni yüzler gelecek ve parti başkanlığına da büyük ihtimalle Numan Kurtulmuş getirilecek.

Buraya kadar her şey gayet normal fakat Başbakan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığını yetkisiz olarak kabul edeceğiniz hiç sanmıyorum. Bu nedenle önümüzdeki günlerde muhtemeldir ki Cumhurbaşkanlığının yetkisi artırılacak. Bu süreç Rus modelinde ki gibi emanetçi olacak Kurtulmuş sayesinde daha kolay ve istenilen yönde yapılacaktır.

12 yıl önce kurulduğunda Türk Siyaset Tarihinde 3 dönem kuralı ile önemli bir adım atan  Ak Parti 2015 Genel seçimlerinde iktidarını devam ettirdiği taktirde büyük bir değişim daha yaparak ülkemize Devlet Başkanlığı Sistemini de getireceğe benziyor.

Vtk

1 Mayıs 2014 Perşembe

Bir Varmış Bir Yokmuş

Ne tuhaf demi !!
Bir anda yok olmak, oysa daha şimdi vardı....
Ellerinizle tuttuğunuz şeyin bir anda yok olması, metafizik değil bu düpedüz gerçek.
Yaşamın acı tokadı bu.
Akıl almaz bi şekilde bildiğiniz her şeyi unutturan bir yok oluştur bu.
Var olmakla yok olmak arasında ne var? Cevap her kişide değişebilir fakat değişmeyen tek şey olandır.
Film her zaman aynı sonla biter...YOK...

Hayat da böyle değil midir, az öncelerden geriye kalan sadece yokluk hissi, boşluğun sonu, sessizlik....

Ne tuhaf demi...
Bir Varmış Bir Yokmuş.