Ana içeriğe atla

Sendikacı ....

Bekir Coşkun'dan güzel ve bir o kadar önemli bir yazı...

Patronun sömürmesi yetmiyor…Sizi sömürecek birisini de kendiniz seçiyorsunuz…Biz buna “sendikacı” diyoruz…
*
Patrona benzemiyor..İşçiye de benzemiyor…İkisinin ortası…Parlak takım giyiyor diyelim, ama çorapları kısa baklava dilimli…İşçiler genelde cılızdır, bunun kemerinin üzerine sarkmış göbeği vardır ve sendikacının göbeği sonradan büyüdüğü için, portakala batırılmış iki kürdan gibi gider…Akşamları restoranlarda rakı içer…Memleket meselelerini anlatır sana, peynir kavun ile…En yüksek dozda sosyal olsun, siyasi olsun, kültürel olsun, her konuda derin bilgisi vardır, bağırarak konuşur, garson dinler gülümser…
*
Büyük ve lüks bir makam arabası vardır…Şoförü takım elbiseli, hatta daha şıktır… Koşar kapıyı açar… Ayıkken önce kıçı girer arabasına, restoran çıkışında önce kafası…Makam odası kocamandır ahşap kaplı ve görkemli bir büyük maun masa ile deri koltukları yine kocamandır…Birçok sekreteri vardır, birisi şişman…Onlara arada bir bağırır…İşçiyi temsil eder, yeryüzünde Jaguar’a binen tek sendikacı Türkiye’den çıkmıştır… 45 yıllık sendikacı gördük mesela, iki kere milletvekili olup döndü geldi ki işçiyi temsil etsin… Oğluna televizyon, gelinine market açan var…
*
3000 işçilik bir madende devletin kaç denetçisi vardır diyelim…Üç ya da beş…Bunun 3000 denetçisi oradadır…Ama işçi ölümlerinde Türkiye Avrupa birincisi, dünya ikincisidir…Çünkü işçilerin dertleri, acıları, canları sendikacının umurunda değildir…Görmez…Duymaz…Umursamaz…
*
Ve 301 işçinin öldüğü dünyanın en büyük işçi katliamlarından birisinde sıradan insanlar iktidardan hesap sordular…Kimisi adam gibi işçi örgütleri “hesap” istedi, kimisi kahrından işi bıraktı, kısacası dizine vurmayan kalmadı…Onun sesi çıkmadı…O sendikacının görevi, işçiyi iktidarın kölesi olarak tutmaktır çünkü…Gerisi onu ırgalamaz…
*
İşçiyi satmak karşılığında, orada oturmaktır derdi…Kömür küreğini soksan…Aldırmaz……
vtk

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Şehzade Mustafa - Taşlıcalı Yahya Mersiyesi

MEDED meded bu cihanın yıkıldı bir yanı Ecel celalileri aldı Mustafa Han'ı Dolundu mihr-i cemali bozuldu erkanı Vebale koydular al ile al-i Osman'ı Yalancının o kuru bühtanı, buğz-ı pinhanı Akıtdı yaşımızı yakdı nar-ı hicranı N'olaydı görmeye idi bu macerayı Yazıklar ane ki reva gördü bu re'yi gözüm Nesim-i subh gibi yerde koyma ahımızı Hakaret eylediler nesl-i padişahimizi Bunun gibi işi kim gördü kim işitti aceb Ki oğluna kıya bir server-i Ömer-meşreb ilahi cennet-i firdevs ana durağ olsun Nizam-ı alem olan padişah sağ olsun Taşlıcalı Yahya Medet! Medet! bu cihanın yıkıldı bir yanı Ecel celâlileri aldı Mustafa Han'ı Tolundu mihr-i cemâli, bozuldu erkânı Vebale koydular al ile Al- Osman'ı Bunun gibi işi kim gördü, kim işitti aceb Ki oğluna kıya bir Server-i Ömer-meşreb? Getirdi arkasını yere Zâl-i devr-i zaman Vücuduna sitem-i Rüstem ile erdi zeban Döküldü gözyaşı yıldızları, çoğaldı figaan Dem-i memâtı Kıyamet gününden oldu n...

Kurt ve Çakalın Hikayesi

Kurt bir gün dolaşmaya çıkar yolda Çakala rastlar… Çakal halsiz yorgun yatmaktadır... Kurt çakala sorar ne oldu nedir bu hal... Çakal, Kurt kardeş açlıktan ölüyorum bana yardım et… Kurt bunun üzerine Çakala takıl peşime der... Bir süre gittikten sonra çayırda bir at sürüsüne rastlarlar... Kurt, Çakal’a döner… Çakal gözlerime bak gözlerimden ateş çıkıyor mu der... Çakal bilmiyorum abi deyince, Kurt Çakal’a bir tokat atar gözlerinden ateş fışkırıyor diyeceksin der... Çakal tamam abi gözlerinden ateş fışkırıyor diye cevap verir... Kurt tekrar sorar çakal tüylerim diken diken oldu mu der... Çakal bilmiyorum abi deyince tekrar tokat’ı yer ve tüylerin diken diken oldu diyeceksin der Kurt... Çakal tamam abi tüylerin diken diken oldu der... Nihayetinde Kurt At sürüsüne dalar ve oradan bir tay kapar çakala bırakır ardında çeker gider... Karnı doyan Çakal havalı havalı dolaşmaya çıkar yolda karşısına tilki çıkar... Tilkide aç susuz yatmaktadır... Çakal sorar tilki kardeş ne oldu....

Namık Kemal Zindanı

Payas Kelesi Osmanlı İmparatorluğunun son yüz yılında ve Cumhuriyetimizin ilk zamanlarında hapishane olarak da kullanılmıştır. Payas Kalesinin konumu ve dayanıklı yapısı ile bu görevi üstlendiğini düşünmekteyiz. Kalenin en ünlü misafiri kuşkusuz ki vatan şairi Namık Kemal'dir. 1873 yılında "Vatan Yahut Silistre" eserini sahneledikten sonra çıkan karar ile Kıbrıs Magosa'ya sürgün edilmiştir. Magosa sürgünü yolunda zamanın da buharlı gemilerin uğradığı ve önemli bir ticaret limanı olan Payas'a getirilmiş ve Payas Kalesi içerisinde bir hafta kadar tutularak Kıbrıs gemisinin gelmesi beklenmiştir. Namık Kemal'in kaldığı zindan; etrafı kalın duvarlar ile tamamen kapalı olan tek hayat kaynağı tavan kubbesindeki havalandırma deliği bulunan kalenin girişten sağ tarafında ki burcu idi. Fotoğrafta zindanın daha sonraları alt tarafında açılan giriş kapısı görünmektedir. vtk.